Zekât, cami, mektep, hastahane gibi hayır kurumlarına ve yol, çeşme, köprü gibi hayır işlerine verilemez. Çünkü zekât, bizzat fakir şahsın hakkıdır. Hükmî şahsiyetlere zekât câiz olmaz. Ayrıca zekâtta temlik, yani, mülk edinme şartı da vardır. Verilen zekât ancak fakir tarafından temlik edilir, yani, mal veya para olarak bizzat teslim alınır, kendi mülkü hâline getirilirse sahih olur. Bu bakımdan - meselâ  - fakirlere ziyafet verip onları doyurmak suretiyle zekât mükellefiyeti ifa edilmiş olmaz. Zira bunda temlik yoktur.

Zekâtta temlik şart olduğundan dolayıdır ki, deliye ve henüz bülûğa ermemiş çocuğa zekât verilmez. Çünkü bunda temlik yoktur. Ancak bunların velisi veya vasisi varsa, o veli ve vasiye verilmesi câiz olur. Veli ve vasî aldıkları zekâtı, sadece vasîsi oldukları akıl hastaları veya çocuklar için sarf ederler, kendileri için harcayamazlar.

Kendisine zekât temlik edilen şahıs, aldığı bu malı kendi şahsına harcamayıp bâzı hayırlı işlerde sarfederse, meselâ cami, mektep gibi hayır müesseselerine hibe ederse, bu hibe ve harcama câizdir. Çünkü temlik şartı yerine gelmiştir. Böylece zekât sâhibi zekâtının sevabını alırken, aldığı zekâtı hayır müesseselerine hibe eden fakir de ibâdet ve Allah'a kurbiyet sevabına nâil olur. Ancak bu tamamen ihtiyarî bir durumdur. Hiç kimse, zekâtını verdiği fakirden o zekâtı bir hayır müessesesine hibe etmesini, bağışlamasını istemek hakkına sâhip değildir. Temlik yoluyla alınan o zekât tamamen fakirin hakkıdır, öz malıdır. Dilerse onu ihtiyaçlarına sarfeder, kendini fazla ihtiyaç içinde görmüyorsa hayırlı işlerde de kullanabilir.