ZIHAR KEFFARETİ

 

Zıhar bir kimsenin hanımını, kendisi ile nikahlanması ebediyyen haram olan bir yakınının bakması haram olan bir yerine benzetmesidir. Mesela hanımına “Sen bana anamın sırtı gibisin.” demek gibi. Bunu söyleyen kişinin keffaret vermeden hanımıyla beraber olması haramdır. Zıhar keffareti Kuran-ı Kerim’de şu şekide beyan edilmektedir

- Hanımlarından zıhar yapıp da sonra söylediklerinden dönenleri hanımları ile beraber olmadan önce keffaret olarak bir köleyi azat edip hürriyetine kavuşturmalıdırlar. İşte siz bunun ile öğüt verilmiş olursunuz. Allah her ne yaparsanız tamamen haberdardır. Fakat kim azat edecek köle bulamazsa hanımı ile temastan önce peş peşe iki ay oruç tutmalıdır. Ona da güç yetiremeyen kimseye altmış fakiri doyurmak lazım gelir. işte bu Allah ve Rasûlüne inanmanızdan dolayıdır. Ve işte bu Allah’ın hudududur. Kafirler için ise pek elemli bir azap vardır.[1] 

            Zıhar keffareti kendi mülkü olan bir köleyi keffaret niyetiyle azat etmektir. Bu kölenin mümin, kafir, erkek, kadın, küçük ve büyük olması müsavidir. Bu kölenin dilsiz, a’ma, eli veya ayağı kesik, iki elinin baş parmağı kesik olmaması, deli, bunak ve felçli olmaması, mükatep olmaması lazımdır. (Bunlar yemin keffareti olarak azat edilen kölede de şarttır.)

            Zıhar yapan kişi azat edecek köle bulamazsa o zaman bunun keffareti hiç ara vermeden peş peşe iki ay oruç tutmaktır.(bir gün ara verse tekrar birden başlar.) Bu iki ay Ramazan ayına, bayram günlerine ve teşrik günlerine rastlamamalıdır.

            Zıhar yapan kişi keffaret için oruç tutarken zıhar yaptığı hanımı ile gece ve gündüz kasten veya unutarak cima yaparsa İmâm-ı Azam ve Muhammed indinde keffaret orucuna yeni baştan başlaması lazım gelir. Tahavi şerhinde de böyledir. Zıhar yaptığı hanımından başka hanımıyla cima yaparsa bu cima sebebiyle orucu bozulursa oruca yeniden başlar. Orucu bozulmazsa zarar vermez. Yani gündüz unutarak veya gece ister kasten ister unutarak olsun orucu bozulmayacağından keffarete zarar vermez. Lakin gündüz kasten olursa orucu bozulacağından keffarete yeniden başlar. Gayetülbeyan’da da böyledir. Zıhar keffareti için oruç tutan kimse unutarak bir şey yese (orucu bozulmayacağı için) keffaretine zarar vermez. Nihaye’de de böyledir. Bu iki ay orucu tutarken hastalandığından veya sefere çıktığından dolayı bir gün tutamasa veya bayram gününe rastladığı için bir gün tutamasa yeniden birden başlar. Cevheretünneyyire’de de böyledir.

            Keffaret orucu tutan kimse aya göre oruç tutup altmış günü tamamlamasa (yani kameri ayların bazısı yirmi dokuz gün olduğundan elli sekiz veya elli dokuz gün olsa) bu yeterli olur. Lakin aya dikkat etmeden elli dokuz gün tutsa yeterli olmaz. Yine baştan iki ay oruç tutması lazım gelir. on beş gün oruç tutsa sonra aya bakarak yirmi dokuz gün tutsa sonra tekrar on beş gün tutsa buda yeterli olur. Bütün bunlar İmâm-ı Ebu Yusuf ve Muhammed’e göredir. İmâm-ı Azam Ebu Hanife’ye göre yeterli olmaz. Mebsut’ta da böyledir.

            Seferde iken Şaban ve Ramazan ayında zıhar keffareti için iki ay oruç tutsa İmâm-ı Azam Ebu Hanife indinde yeterli olur. Tatarhaniye’de de böyledir. Köle azat etmeye kadir olamadığından oruç tutan kimse son gün güneş batmazdan önce köle azat etmeye kadir olsa, keffaret için köle azat etmesi vacip olup tuttuğu oruç nafile olur. Efdal olan o günü tamamlamaktır. Eğer tamamlamayıp bozarsa bize göre kaza lazım gelmez. Son gün güneş battıktan sonra köle azat etmeye kadir olsa tuttuğu oruç yeterli olur. Tahavi şerhinde de böyledir.

            Zıhar yapan kişinin zengin veya fakir olması keffaret verme zamanında muteberdir. Siracülvehhac’da da böyledir. İnsanlardan alacağı olup da alma imkanı olmaz başka malıda olmazsa bu kimse fakirdir. Buna oruç yeterli olur.

            Zıhar keffareti için altmış fakiri doyurmak:

Zıhar yapan kişi altmış gün oruç tutmaya gücü yetmezse altmış fakiri doyurur.

            Keffarette doyurma işi iki türlü olur:

1- Temlik: Eline vermek suretiyle olur. Buda altmış fakirden her birine buğday veya buğday unundan yarım sa’ (ölçek) arpa, kuru üzüm ve hurmadan bir sa’ (ölçek) vermek veya bunların kıymetini vermektir ki bir sadaka-i fıtır miktarıdır. (Bir sa’ dirhem-i şer’i ile iki kilo dokuz yüz on yedi gram, dirhem-i örfi ile üç kilo üç yüz otuz üç gramdır.) altmış keffareti bir defada bir fakire verse hepsi bir keffaret sayılır altmış olmaz. Eğer bir fakire bir günde bir kaç defada verirse bunda ihtilaf olundu. Sahih olan yine bir sayılmasıdır. Tebyin’de de böyledir.

2- İbaha: Aç olan altmış fakiri sabah ve akşam doyuncaya kadar yedirmektir. Sabah altmış fakire yedirip akşam da başka altmış fakire yedirse yeterli olmaz.

             Kendilerine zekat vermek caiz olmayanlara bu keffaretten vermek caiz olmaz. Ancak İmâm-ı Azam Ebu Hanife’ye göre ehl-i zimmetin[2] fakirlerine verilebilir. Lakin ehl-i islam’ın fakirlerine vermek daha güzeldir. Ehl-i harbin [3] kafirlerine her ne kadar islam darında bulunsalar da vermek caiz değildir. Mebsut şerhinde de böyledir. Keffareti vereceği adamı araştırarak layık zan edipte verdiği kişinin keffaret vermeye layık olmadığı anlaşılsa, İmâm-ı Azam Ebu Hanife indinde yeterli olur. Bahrıraik’ta da böyledir. Keffaretini bir başkası vasıtasıyla da verdirebilir. Lakin keffaret verecek kişi emretmeden bir başkası kendiliğinden o kişi için keffaret verse yeterli olmaz. Mebsut şerhinde de böyledir.    

 



[1] Mücadele Suresi âyet: 3-4

[2] Ehl-i zimmet: İslam devleti tebeasından olan gayri müslim.

[3] Ehl-i harp: Gayri müslimin bir devletin tebeasında gayri müslim.