ORUCU
NELER BOZMAZ?
Resûl-i Ekrem (sav)'in unutarak yiyen ve içen bir Sahâbe-i Kiram'a hitaben
"- Orucunu tamamla!.. Sana ancak Allahû Teâla (cc) yedirdi ve içirdi
(ziyafet verdi)" buyurduğu bilinmektedir.(47) Hanefi fûkahası: "Oruç
tutan bir mükellef; unutarak yer, içer veya cim'a ederse orucu bozulmaz. Bu
hususta orucun farz veya nafile olması arasında fark yoktur"(48) hükmünde
ittifak etmiştir.
Oruca niyyet etmiş olan bir mü'min uyur ve uykuda iken ihtilâm olursa orucu
bozulmaz. Zira Resûl-i Ekrem (sav): "Üç şey vardır ki bunlarla oruç
tutan kimse iftar etmiş olmaz: Kan aldırmak, kusmak ve ihtilâm"(49) hükmünü
beyan buyurmuştur. Esasen ihtilâmda; cinsi münasebetin ne sûreti, ne de
mahiyeti mevcut değildir. Herhangi bir kadına baktığı ve menisi geldiği
zaman da durum aynıdır. Bu da; düşünerek menisi gelen kimse gibidir.(50) Hz.
Şeddad (ra)'dan rivayet edilen: "Kan alan da, aldıran da iftar etmiştir"
hadisi, Hicri 8'nci yılda beyan buyurulmuştur. Daha sonra Hicri 10'ncu yılda,
Hz. Abbas (ra)'dan rivayet edilen Hadis-i Şerif'te ise "kan aldırmanın
orucu bozmayacağı" kat'i olarak zikredilmiştir. Dolayısıyla birinci hüküm
neshedilmiştir.(51) Ancak kan aldıran bir mü'min; bir alimin fetvasını veya
nesh olunmuş olan "Kan alan da, aldıran da iftar etmiştir" hadisini
duyarak, "Orucum bozuldu" zannı ile yer-içerse, gününe gün kaza
eder.
Resûl-i
Ekrem (sav)'in: "Kime kusmak galebe ederse, ona kaza yoktur. Her kim de
kasden kusarsa kaza etsin"(52) buyurduğu bilinmektedir. Hanefi fûkahası:
"Kusma ile oruç bozulmaz. Fakat isteyerek kusması halinde ağız dolusu
ise kaza etmesi gerekir"(53) hükmünde müttefiktir. Oruç tutan bir mükellef
kustuğu için; "Orucum bozuldu" zannı ile, yer-içerse durum ne
olur? İmam-ı Kasani: "Mükellef; elinde olmayarak kusar ve "Orucum
bozuldu" zannı ile yer-içerse, sadece gününe gün kaza eder. Ancak
bozulmadığını bildiği halde; birşey yer ve içerse hem kaza, hem keffaret
gerekir"(54) hükmünü beyan etmektedir.
Bunların dışında; "Göze sürme çekmek, krem ve zeytinyağlı gibi yağlı
maddeleri vücûda sürmek, dedi-kodu ve gıybet yapmak, kendi arzusu ve fiili
olmaksızın mükellefin; boğazına duman, un, toprak tozu veya sinek kaçması,
cünüb olarak sabahlamak, iftar etmeye niyet edib de iftar etmemek, yutmaksızın
herhangi bir maddenin tadını boğazında hissetmek, mesaneye geçmemek şartı
ile; erkeğin tenasül uzvuna su veya yağ gibi maddelerin akıtılması, yara
üzerine konan kuru ilâç, burunda birikmiş olan sümüğü boğaza çekip
yutmak, nohut tanesinden daha küçük olan ve dişlerin arasında kalmış
bulunan yiyeceği yutmak"(55) orucu bozmaz. Ancak başta dedi-kodu ve gıybet
olmak üzere, bu fiilerin tamamından kaçınmak gerekir. Nitekim Resûl-i Ekrem
(sav): "Kim ki yalan söylemeyi ve yalan ile amel etmeyi bırakmazsa, Cenab-ı
Hak (cc) o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına hiç kıymet vermez,
iltifat buyurmaz"(56) hükmünü beyan buyurmuştur. Bu hadis-i Şerif; oruçlunun
hangi hususlarda titizlik göstermesi gerektiğini izah etmektedir. Yalan, gıybet
ve dedi-kodu gibi fiiller oruca zarar verir. Hatta İmam-ı Evzai ve Süfyan-ı
Sevri'nin: "Gıybet ve yalan orucu bozan hallerdendir. Oruçlu iken gıybet
eden ve yalan söyleyenlerin kaza etmesi gerekir"(57) buyurduğu
bilinmektedir. Bu iki büyük imamın; ehl-i sünnet mezheplerden olan "Evzai"lik
ve "Sevrilik" mezheplerinin kurucuları olduğu dikkate alınırsa,
meselenin ciddiyeti daha iyi kavranır. Bu gün bu iki mezhebin salikleri
yoktur. Ancak yalan, dedi-kodu ve gıybetin bütün Ehli-i Sünnet'in müctehid
imamlarınca "Haram" kabul edildiği bilinmektedir. Dolayısıyla oruç
tutan bir mü'min her çeşit haramdan uzak durmak için gayret sarfetmelidir.
(47)
İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh: 62-63.
(48) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C:
1, Sh: 202. Ayrıca Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam
- İst: 1307 C: 1, Sh: 201-202, Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l
Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 165-166.
(49) İbn-ı Hümam - A.g.e. C: 2, Sh: 64.
(50) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire:
1965, C: 1, Sh: 122.
(51) Dr. İsmail Lütfi Çakan - Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm
Yolları - İst: 1982 İslâmi İlimler Araştırma Vakfı Yay. Sh: 201-202
(Not: Hz. Şeddad b. Evs'ten rivayet edilen hadis: Buhari, Savm: 43. Ebû Davud,
Savm: 28. Tirmizi, Savm: 60, İbn-i Mace, Siyam: 18, Darimi, Savm: 26 ve Ahmed
b. Hanbel (rha)'in Müsned'inde yer almıştır. İbn-i Abbas (ra)'den rivayet
edilen Hadis-i Şerif'te: Buhari Sayd: 11, savm: 22, Tıb: 12, 14, 15, Müslim:
Hacc - 27-28, Ebû Davud: Menasik - 35, Tirmizi: Hacc - 22, Savm - 60, Nesei:
Hacc - 92, 93, 95, İbn-i Mace - Siyam - 18, Menasik - 87. Tıb - 21, Darimi:
Menasik - 20, Muvatta : Hacc - 74 ve ahmed b. Hanbel (rha)'in Müsned'inde
mevcuddur. Dikkat edilirse; bütün muteber hadis mecmualarının tamamında;
biri terkedilmediği müddetçe diğeriyle amel edilemiyecek, iki Hadis-i Şerif
mevcuddur. Eğer hangisinin nesholunduğu bilinemezse amel edilemez. İşte bir
müctehid imamı taklid zarureti buradan kaynaklanmaktadır.)
(52) Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 206.
(53) İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 124. Ayrıca Şeyh Abdülgani
El Meydani - A.g.e. C: 1, Sh: 166, İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l
Muhtar - İst: 1983, C: 4, Sh: 323, Şeyh Nizamüddin ve heyet -
A.g.e. C: 1, Sh: 203.
(54) İmam-ı Kasani - El Bedaiû's Senai fi Tertibi'ş Şerai - Beyrut:
1974, C: 2, Sh: 97.
(55) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e., C: 2, Sh: 202-204. Ayrıca İmam-ı
Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi - Kahire: 1965, C: 1, Sh:
122-125, Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst:
1307 C: 1, Sh: 202-206.
(56) Abdil Latifi'z Zebidi - Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih
Tercemesi ve Şerhi - Ankara: 1974, ( 3 Bsm) C: 6, Sh: 253, Had. No: 902.
(57) İbn-i Hacer Askalani - Fethû'l Bari (Şerhi Sahih-i Buhari),
Kahire: 1959, C: 4, Sh: 73.