FİDYENİN
HÜKMÜ VE MİKTARI
Kur'an-ı Kerim'de: "(Oruç tutmaya) gücü yetmeyen (Takat getiremeyen)ler
üzerine de bir yoksul doyumu fidye vermek lâzımdır. Bununla beraber kim gönül
isteği (arzusu) ile bir hayır yaparsa, işte bu onun için daha hayırlıdır"(88)
hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi Fûkahası; oruç tutmaya gücü yetmeyen
(aciz olan) kimselerin "Fidye" vermeleri gerektiği hususunda müttefiktir.(89)
Resûl-i Ekrem (sav): "Bir mükellef, başka birisinin yerine namaz kılamaz.
Lâkin onun için yemek yedirebilir"(90) buyurmuştur. Ramazan-ı Şerif
orucunu meşru bir özür sebebiyle tutamayan mükellef; "Acizlik"
durumunun devam edeceğini zann-ı galibi ile bilirse, bizzat kendisi fidye
verebilir. Nitekim İmam-ı Merginani: "Oruç tutmaya gücü yetmeyen (Takatı
olmayan) yaşlılar iftar ederler ve her günün orucuna bedel olmak üzere bir
fakiri sabahlı-akşamlı doyuracak nisbette fidye verirler"(91) hükmünü
zikretmektedir. Malûm olduğu üzere fidye; buğday, arpa, hurma ve üzüm gibi
yiyecek maddeleri esas alınarak hesaplanır ve her yıl miktarı değişir.
Asgari miktar; buğday'dan yarım sa' (1,667 kg. ), arpa, hurma ve üzümden bir
sa' (3,334 kg. )'dır. Bunların bizzat kendileri verilebileceği gibi,
bedelleri de verilebilir. Bütün mesele şudur: Fidye veren mü'min: bununla
fakir bir kardeşini (Sahur ve iftar vakitlerinde) doyurduğuna kani olmalıdır.
Eğer açıklanan fidye miktarı ile; bu amelin yerine gelmeyeceğine inanıyorsa,
gönlünün arzu ettiği kadar fazla verebilir. Bu onun için çok daha hayırlıdır.
Hastalık veya yolculuk gibi bir özürle; Ramazan-ı Şerif orucunu edâ
edemeyen mükellefin derhal "Fidye" vermesi gerekmez. Zirâ acizlik
durumunun ortadan kalkması ve kaza etmesi ihtimali vardır. Ancak kaza edemediği
halde; daha açık bir ifade ile, kaza imkânı doğduğu, fakat ihmal ettiği
durumlarda, fidyeyi vasiyyet etmesi zaruridir. Eğer ölen kimse; "Oruç
fidyesini" vasiyyet etti ise, varisleri ölünün malından fidye verirler.
Bu durumda olan bir kimse; vasiyyet etmemiş olsa dâhi, varislerinin teberruda
bulunarak "Fidye"yi ödemeleri caizdir.(92) Fark şudur: Vasiyyet ettiği
takdirde kadı; "Fidye" için varisleri zorlar. Ancak vasiyyet yoksa,
zorlayamaz.
(88)
El Bakara Sûresi: 184.
(89) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh:
72-73. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut:
1400, C: 1, Sh: 207.
(90) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst:
1307 C: 1, Sh: 209.
(91) İmam-ı Merginani - El Hidaye şerhû Bidayetü'l Mübtedi -
Kahire:1965, C:1, Sh:127.
(92) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 209. Ayrıca Molla Hüsrev
- A.g.e. C: 1, Sh: 209.