|
Setr-i Avret (Ayıp Yerleri Örtmek)
22- Namazda avret yerini örtmek bir şarttır. Şöyle ki: Namazda örtülmesi
farz olan ve başkalarının bakmaları caiz bulunmayan organlara "Avret yeri"
denir. Erkeklerin avret sayılan yerleri, göbekleri altından dizleri altına
kadar olan yerdir. Diz kapakları da bu avret sayılan yere girer.
Kadınlara gelince: Hür olan kadınların yüzleri ile ellerinden başka,
bütün bedenleri avrettir. Yüzleri ile elleri, namazda ve namaz dışında,
fitne korkusu olmadıkça avret değildir. Ayaklarının avret olup olmaması
ihtilaflıdır. Sahih kabul edilen görüşe göre, kadınların ayakları da avret
değildir. Çünkü bunlarla yolda yürümek ihtiyacı vardır. Bu bakımdan bunları
örtmek, hele fakirler için, zordur.
Diğer bir görüşe göre, hür olan bir kadının namazı, ayağının dörtte biri
açık bulunması ile bozulur. Diğer bir görüşe göre de, namazda kadının
ayakları avret sayılmazsa da, namaz dışında avret yeri sayılır. Bu
ihtilaftan kurtulmak için ayaklarını örtmeleri iyi olur. Sahih olan görüşe
göre, hür kadınların kolları, kulakları ve salıverilmiş saçları da avrettir.
23- Cariyeler (köle olan kadınlar) için avret yeri, erkekler gibi,
göbekleri altından dizleri altına kadar olan kısımla karın ve sırtlarıdır.
Hür kadınların şeref ve durumları bakımından örtmek zorunda bulundukları
organları daha çoktur. Köleler ise, hürriyet şerefinden yoksun ve
efendilerinin hizmeti ile meşgul oldukları için, bunlara daha fazla genişlik
gösterilmiştir.
24- Avret sayılan yerlerden birinin tamamı veya dörtte biri kadarı açık
bulunsa, namazı bozar; fakat dörtte birinden noksanı açık bulunsa, bozmaz.
İmam Ebû Yusuf'a göre, avret sayılan bir uzvun en az yarısı açık
bulunmadıkça namazı bozmaz.
Örnek: Namazda baldırın dörtte birinden noksanı açık bulunsa namaz
bozulmaz. Yine bazı alimlere göre, but ile diz kapağı bir uzuv sayılır.
Yalnız diz kapağının açık bulunması ile namaz bozulmaz; çünkü diz kapağı,
bir organın dörtte birinden azdır.
25- Bir uzvun namazı bozma bakımından avret olması, başkalarına göredir;
sahibine göre değildir. Başkaları tarafından görülemeyecek bir halde
bulunması yeterlidir. Bunun için bir kimse namaz kılarken geniş bulunan
elbisenin yakasından avret yerini görecek olsa, başkaları göremeyeceği için,
namazı bozulmaz. Fakat başkaları görebilecek bir durum olsa namaz bozulur.
26- Bir kimse namaz kılarken, elinde olmayarak açılan bir avret yerini
hemen kapayacak olsa, namazı bozulmuş olmaz. Fakat kıyam veya rükû gibi bir
rüknü yerine getirecek kadar bir zaman örtmezse, sahih olan görüşe göre
namaz bozulur. Namaz içinde elbiseye sıçrayan bir pisliği hemen atmak veya
bekletmekte de aynen bu hüküm uygulanır. Fakat bu gibi namaza engel işler,
insanın kendi iradesi ile yapılırsa, namaz hemen bozulur.
Muhtelif avret yerlerinin birer parçası açılıp da bunların toplamı, en
küçük avret organının en az dörtte birine eşit olursa ve açıklık müddeti de
bir rüknü yerine getirecek bir zaman devam ederse, namaz bozulur; değilse
bozulmaz.
27- Bir kimsenin temiz elbisesi olup da, onu giymeye gücü bulunduğu
halde onu giymeyerek gece karanlığında çıplak olarak namaz kılmış olsa,
ittifakla namazı caiz olmaz.
28- Derinin rengini gösterecek şekilde ince olan bir elbise ile avret
yeri örtülmüş sayılmaz. Bunun için böyle bir elbise ile namaz sahih olmaz.
Elbisenin darlığından dolayı avret yerinin belli olması, kötü bir hal ise
de, namazın sıhhatine engel olmaz.
29- Elbise bulacağını ümit eden çıplak bir kimse, vaktin çıkmasından
korkmadıkça, bekler. Temiz yer bulacağını ümit eden kimse de, böyle yapar.
30- Avret yerini örtecek bir şey bulamayan kimse, oturarak ve ayaklarını
kıbleye doğru uzatarak imâ (işaret) ile namaz kılar. Onun için en iyi kılış
şekli budur; çünkü bu vaziyette örtünme haline daha çok bürünmüş olur. Avret
yerinin bir kısmını örtecek bir şey bulununca, onu kullanma vacib olur. Bu
durumda önce avret-i galize denilen ön ve arka taraflar örtülür. Sonra
erkeklerde butlar, daha sonra dizler örtülür. Kadınlarda butlardan sonra
karınlar, sonra sırtlar ve dizler, daha sonra da geri kalan kısımlar
örtülür.
Bütün bunlar, namazın her halde yerine getirilmesini ve dinde çok önemli
bir farz olduğunu göstermektedir. |