Altından diş yaptırmak ve diş kaplamak:

 İmâm-ı Muhammed (ra)’ın Siyer-i Kebir adlı eserinin, Mebsut sahibi İmâm Serahsi tarafından yazılan şerhinde diş yaptırma ve kaplatmaya dair açık hüküm vardır.

 Arfece İbn-i Es’ad’dan rivayet olundu ki : Cahiliyet zamanında Külap (adındaki yerde Araplar arasında cereyan eden çatışma) gününde burnunu kaybetmişti sonra gümüşten bir burun edindi de kendisinde kötü koku yaptı. Bunun üzerine Resülüllâh (sav) efendimiz altından bir burun edinsin diye emretti. İşte İmâm-ı Muhammed (ra) bunu delil ittihaz ederek “Bunda sakınca yoktur. Yine böylece insanın bir dişi düştüğü zaman altından bir diş edinmesinde yahut dişlerini altın ile kaplamasında beis yoktur” dedi. Bu hüküm İbrahim’den nakl edilmiştir. İmâm-ı Ebu Hanife bunu (altından diş yaptırmayı veya altın ile kaplatmayı) kerih görürdü. Fakat gümüşten olmasında bir sakınca görmezdi. Çünkü erkeklerin faydalanma maksadıyla gümüş kullanmaları, gümüş yüzüğün kullanılmasının caiz olması deliliyle caizdir. Altın ise caiz değildir.[1]

 Bu ifadeden takma ve kaplama diş yaptırmada beis olmadığı açıkça görülmektedir. gümüşten, porselen, plastik ve benzeri şeylerden yapılmasında imâmlarımızın arasında hiçbir ihtilaf yoktur. Ancak altından yapılmasını İmâm-ı Azam (r.a) mekruh görmüştür.İmâm-ı Muhammed (r.a) Camiussağir’de “Dişler altın ile bağlanmaz gümüş ile bağlanır” dedi. Bununla oynayıp da düşmesinden korkulan dişleri kastetti. Bu söz Ebu Hanife’nin sözüdür. (Yani İmâm-ı Muhammed Ebu Hanife’den nakl etmiştir) İmâm-ı Muhammed “Altın ile de bağlanabilir” dedi. Camiussağir’de  Ebu Yusuf’un kavlini zikretmedi. Hakim-i Şehid Müntekâ’da “Şayet diş oynarda düşmesinden korkulursa isterse altın isterse gümüş ile tutturabilir. İmâm-ı Ebu Hanife ve EbuYusuf’a göre bunda beis yoktur” dedi. Hasan bin Ziyad (ra) İmâm-ı Azam Ebu Hanife’nin  diş ile burnu bir birinden ayırıp “Dişi altın tel ile bağlamakta beis yoktur, burunda altın kullanmak ise mekruhtur” dediğini rivayet etti. Muhit’te de böyledir. Parmak uçları koptuğunda altın veya gümüşten parmak ucu yaptırmak caizdir. El veya parmak koparsa bunun hilafınadır. Tımurtâşi’de de böyledir.[2]

               

Diş tamiri ile alakalı üç şekilden hangisi olursa olsun altına su geçirmeyeceği açıktır. Bu sebeple gusle mani olmaları akla gelmekte ise bağlanan tellerin veya kaplanan ve doldurulan parçaların aslın makamına kaim olacağı ve suyun onlara isabetinin kafi geleceği ifade edilmiştir. Meselâ bir kimsenin kolu veya ayağı kırılıp alçıya almış olsa gusül ve abdestde sargının üzerine mesih edilmesi yıkama yerine kaim olur.[3]

           

 Hanefi Mezhebine göre gusülde ağız ve burnun içini yıkamak “aë?è?bÏ  ” emrine mebni içtihada dayalı bir farzdır.[4] Hanbeli mezhebine göre ağız ve burnun içini yıkamak farzdır. Şafii ve Maliki mezheplerinde ise ağız ve burnun içini yıkamak abdestte olduğu gibi gusülde de sünnettir.[5] Bu sebeple bazılar diş kaplatan veya doldurtan kimse gusülde Şafii veya Maliki mezhebini taklit etmeli diyor. Bu yanlış bir fikirdir. Zaruret sebebiyle kaplatılan diş gusle mani değildir. Çünkü zaruret halleri dini kaidelerden müstesna tutulmuştur. Nitekim Fetâvilhindiye’de “Zaruret mevzileri şer’i kaidelerden müstesnadır. Zahiriye’de de böyledir” denilmektedir.[6] Cünüp ve hayızlı olan kimselerin temizlenmeden dolgu ve kaplama yaptırmaları uygun olmaz.    

 



[1] Serahsi’nin Siyer-i Kebir şerhi C.1  S.132 No.127  [2] Fetâvilhindiye C.5  S.336  [3] Müslümanca Yaşama Sanatı (Mehmed Emre)

[4] Nimetülislâm - Guslün Ruknü bölümü  [5] Elfıkhalelmezahibilerbea C.1  S.84  [6] Fetâvilhindiye C.1  S.136

G E R İ