Ziyafet,
ziyafete icabet ve adabı:
Eğer bir kimse iki veya daha çok yerden davet olunup (birine söz vermemişse) davet edenler aynı seviye ve derecede ise evine en yakın olana icabet eder. Eğer müsavi olmazlarsa sevgi ve şefkat bakımından daha yakın olana icabet eder.[i] Davete icabette ihtilaf olundu. Bazı fukaha “Vaciptir, terki caiz olmaz” dedi. Fukahanın âmmesi ise “Sünnettir, evlâ olan evlenme cemiyetlerine (eğer bir masiyet yoksa) icabet etmektir. Diğer cemiyet ve ziyafetlerde gidip gitmemekte muhayyerdir. Lâkin gitmek evlâdır. Çünkü bunda müminin kalbine sürur idhal etmek vardır.”dediler. Timurtaşî isimli kitapta da böyledir.[2] İhtiyar isimli kitapta “Evlenme cemiyeti ve ziyafeti eski bir sünnettir. Eğer icabet etmezse günahkar olur. Çünkü Rasülüllah (s.a.v): Kim ki davete icabet etmez ise Allah’a ve Rasülü’ne asi olmuş olur. Eğer oruçlu olursa davete icabet edip dua eder. Oruçlu olmazsa yemek yer ve dua eder. Eğer icabet etmezse günahkar olur ve cemiyet sahibine eza vermiş olur.” buyurmuşlardır. Bunun iktizası icabetin sünneti müekkede olmasıdır. Hidâye şerhlerinde vâcibe yakın bir sünneti müekkede olduğu beyan olunmuştur. Fetevayi tatarhaniye de Yenabi’ isimli kitaptan naklen“Şayet bir davete davet edilirse, davet edilen yerde bir bid’at ve günah yoksa icabet vâciptir. Zamanımızda davet mahallinde bir günah ve bid’at olmadığı yakînen bilinmediği müddetçe gitmemek daha uygun ve salim olur.” dedi. Zahir olan bunu evlenme cemiyetlerinin gayrına hamletmektir.[3] Davete icabet eden kimse oruçlu olduğu zaman eğer orucu nafile olup, bilahare kaza edebileceğinden emin ise cemiyet sahibini memnun etmek için orucunu açıp ziyafete iştirak etmesi evladır.[4]
Davete icabetin vâcip veya sünneti müekkede olabilmesi için üç şart vardır:
1- Davet eden fasık olmayacak.
2- Davet eden adam malının çoğunu haramdan elde etmiş olmayacak. Bunu bilirse gitmez.
3- Davet olunan yerde günah ve bid’at olmayacak.
Yaptığına razı olmadığını, ona buğzettiğini bildirmek için fısk-ı fücuru aleni işleyen fasığın cemiyetine iştirak edilmez. Aynı şekilde malının çoğu haram olan adamın cemiyetine de icabet edilmez. Eğer malının çoğu helal olursa ikram edilenin haram olduğu bilinmedikçe icabet edilir. Timurtaşide de böyledir. Ravza isimli kitapta da “Fasığın davetine icabet edilebilir ancak takvâ ve verâya uygun olan icabet etmemektir.” dedi. Zimminin ziyafetine gitmekte ise beis yoktur. Akrabası olan veya işi düştüğü kafire haceti için yemek yedirmekte beis yoktur. Bir kimse davete gitmeden orada eğlence, çalgı, şarkı ve türkü olduğunu biliyorsa o davete gitmesi caiz olmaz. Eğer bilmeden gider, çalgı ve eğlence sofranın yanında değil ve kendiside insanların önder kabul edip örnek aldığı bir kimse olmazsa, onları menetmeye kâdirde değilse, oturup yemesinde beis yoktur. Eğer çalgı ve eğlence sofrada ise oturmak caiz olmaz. Eğer o kimse insanların önder kabul edip örnek aldığı bir kimse ise çalgı sofrada olmasa bile menetmeye kadir ise men eder değilse durmayıp gider. Siracülvehhac’da da böyledir.[5] İnsanlara örnek olan kişi bu masiyeti daha önceden haber alır ve kendisi gidince o masiyeti terk edeceklerini bilirse oraya gitmesi lazım olur.
Evlenme cemiyeti sünnet olup bunda çok büyük sevap ve ecir vardır. Kişi evleneceği zaman komşularını, akraba ve dostlarını çağırıp bir hayvan keserek onlara ikram etmelidir. Davet olunanlarında icabet edip gelmeleri lazımdır. Eğer gelmezlerse günahkâr olurlar. Hızanetilmüftin’de de böyledir. Davete icabet eden kişinin gösterilen yere oturması müstehâptır.
Ebu Leys (r.h.) misafire dört şey vacip olur (lazım gelir) 1.Gösterilen yere oturmak.
2.Kendisine takdim olunana razı olmak.
3.Ev sahibinin izni olmadan kalkmamak.
4.Oradan çıkacağı zaman ev sahibine dua etmek.
Ev sahibinin zaman zaman zorlamaksızın ye demesi müstehab olup devamlı sükût etmesi veya misafirlerinin yanında durmaması, ziyafet sırasında çoluk çocuğuna veya hizmetçisine kızıp bağırması uygun olmaz. Zahiriyye’de de böyledir. Misafirlerine bizzat hizmet etmesi İbrahim (a.s.)’ın sünneti olup daha güzeldir. Yemeğe davet edilenler az ise kendiside onlarla beraber oturup yer ve onlara hizmet eder. Eğer yemek yiyenler çok ise onlarla beraber yemeğe oturmadan onlara hizmet eder. Misafirlerin yanında onlara ağırlık ve sıkıntı verecek birini oturtması uygun olmaz. Yemekten sonra izin isteyenlere mani olmayıp izin vermelidir. Ziyafete gelecekler hazır olup bir kısmı gelmezse onlar beklenmez . Yemekten önce kıyas meclisin sonunda olan küçüklerin önce ellerini yıkamasıdır. Lakin insanlar meclisin başındaki büyüklerin önce yıkamasını güzel gördüler bunda beis yoktur. Tatarhaniye’de de böyledir.[6] Cemiyet ve ziyafetlere bir kardeşi çağırıp diğer kardeşi çağırmamak, babayı veya büyük olan oğlu çağırıp diğerini çağırmamak uygun olmaz. Çünkü çağırılmayana eza olur. Davete icabet eden kişi davet olunmayan birini ev sahibinden izinsiz beraberinde getirmez. Misafir olan kişi önüne bakar, lokmalarını küçük yapar, başını kaldırmaz, ağzını çok açmaz, elbise ve vücuduyla oynamaz. Aksırdığı veya öksürdüğü zaman yüzünü sofradan çevirir, ağzını kapar. Kimsenin yediğine ve insanların yüzüne bakmaz. Yemek gelen tarafa bakmaz, yemeği ayıplamaz. Yemekte hiç kimse için ayağa kalkılmaz. Eğer bir tabaktan yiyorlarsa arkadaşından fazla yemez. Bilakis ondan az yemeye çalışır. Ev sahibinden su ve tuzdan başka bir şey istemesi uygun olmaz. Misafir ev sahibine yediği yemeğin helal mi, haram mı olduğunu sorması uygun olmaz. Misafir evinde yediği gibi veya daha fazla yer. Bu güzel bir şeydir. Eğer (çok yiyor demesinler diye) az yerse bu nifak olur.[7]
[i] Hediyyetülalâiyye S.219
[2] Fetavilhindiyye C.5. S.343
[3] Reddülmuhtar C.6 S.347
[4] Nurulizah S.139 - Bahriraik C.2 S.309
[5] Dürer C.1 S.111 - F.Hindiye C.5 S.343
[6] Fetavilhindiye C.5 S. 343-344-347
[7] H.Alâiyye S. 220-221-222