Çalışıp kazanmak ve dilenmek

        Kazancını helalden talep etmek farzdır. Çünkü Rasülullah (s.a.v) efendimiz: “Helal kazanç talep etmek farzlardan sonra farzdır.” buyurmuştur. [1] Çünkü farzlar ancak helal ile yerine getirilir. Adem (a.s) ziraatçı, Davud (a.s) zırh imal eden, Nuh (a.s) tacir, Zekeriya (a.s) marangoz, İbrahim (a.s) konfeksiyoncu idi.[2]

        Kazancın en hayırlısı cihat ile ilgili bir iş yapmaktır. Çünkü bunda hem kazanç hem de Allah’ın dinini aziz kılıp düşmanlarını kahretmek vardır. Bundan sonra en faziletli ticaret, daha sonra çiftçilik daha sonrada zanaattır. Ancak Hulasa’da “Cumhuru ulema ve fukaha  indinde  mubah  olmakta  bütün  kazanç  nevileri  müsavidir. Sahih olan budur” dedi.

        Kendisine ve çocuklarına yetecek ve borçlarını ödeyecek kadar kazanmak farzdır. Fakirlere tasadduk ve hayru hasenata harcamak gayesiyle kendine ve ehline yetecek miktardan fazla kazanmak müstehaptır. Çünkü bu niyetle  çalışıp kazanmak nafile ibadetten efdaldir. Çünkü nafile ibadetin menfaati sadece kendisinedir. Bunun dışında ihtiyaçtan fazla mal kazanıp biriktirmekte mubahtır. Övünmek ve kibirlenmek için kazanmak helâlden olsa bile haramdır.

        Kişi kendisine ve ehline kazandığını israf etmeden ve ihtiyaç olandan kısmadan infak edip harcar. Çoluk çocuğun bütün isteklerini yerine getirmeye uğraşmaz. Fakat hepsini reddetmeyip orta yolu tutar. Her gün (güzel yemeklerle) tıka basa kendini doyurmaz çünkü Resulüllah (s.a.v) efendimiz bir gün tok olursa bir gün aç olurdu.

        Kazanmaktan aciz olup ihtiyaç içinde olan kimseye dilenmek lazım olur. Dilenmeyi terk edip açlıktan ölürse günahkar olur. Bu durumda dilenmek çalışıp kazanmak gibidir. Eğer dilenmekten de aciz olursa onun halini bilenlerin ona yedirip içirmesi veya bu işi yapabileceklere haber vermesi farz olur. Şayet o kişi açlıktan ölürse onun halini bilen herkes günahkar olur.

        Bir günlük yiyeceği olan insanın dilenmesi helâl olmaz. Mescidin içinde dilenmek ve dilenene vermek mekruhtur. Eğer mesciddeki insanları rahatsız etmiyorsa mekruh olmaz denildi. Muhtar olanda bu görüştür.[3] Dilenen kişi, insanların içinde ister ve  adam utandığından mecbur kalıp verirse bu helâl olmaz.[4]

        Zalim hükümdardan hediye kabul etmek caiz olmaz. Çünkü onun malında galip olan haramdır. Ancak malın çoğunun helâl olduğunu bilirse alabilir. Fetavilbezzaziye’de “Hediye verenin malının çoğu helâl olursa, verilen bizatihi haram olduğu zahir olmadıkça hediyesini kabul etmekte, malını yemekte beis yoktur. Çünkü insanların malı haramdan hali olmaz. Eğer malının çoğunun haram olduğunu biliyorsa o zaman  ben bunu şu şekilde elde ettim demedikçe onun malını yemek helâl olmaz” dedi.

        Köylerde evini kilise havra olarak kullanılmak üzere veya şarap satılmak üzere kiraya vermek İmâm-ı Azam indinde mekruh olmaz. Çünkü icare evin menfaati üzerinedir. Bunda günah yoktur. Günah kiracıya aittir. İmâm-ı Ebu Yusuf ve Muhammed indinde ise mekruhtur. Çünkü bu masiyete yardım etmektir. Eimme-i Selâse de bunu söyledi. İmâm-ı Azam’ın sözü ehlinin ekserisi zimmi olan Küfe köylerine aittir. Fakat bizim köylerimizde İslam galip ve zahirdir. Binaenaleyh caiz olmaz. Şehirde evini kilise havra yapmak için veya şarap satmak için kiraya vermek icmaen caiz değildir. Halkının ekserisi Müslüman olan köylerde böyledir. Zimmiye parasıyla şarap taşımak İmâm-ı Azam’a göre mekruh değil kazandığı temizdir. İmameyne göre ise mekruhtur. Çünkü masiyete yardımdır. Zimmiye şarap taşımak için hayvanı ve arabasını kiralamakta böyledir. Domuz çobanlığıda böyledir. Hıristiyanlara zünnar satmakta, Yahudilere ve Mecusîlere takkelerini satmakta beis yoktur.[5] Şarap yapan kimseye üzüm şırası satmakta  beis yoktur.  Çünkü masıyet, üzüm şırasının aynıyla kaim olmaz. Değişip şarap olduktan sonra onu kullanmak haram olur. Fitne zamanında ehli fitneye  silah satmak bunun hilafına olup tahrimen mekruhtur. Çünkü o zaman masiyet silahın kendisiyle kaim olur.[6]  Bir  ayakkabıcıdan Mecusîlerin  veya fasıkların giydiği mest gibi mest yapmasını isterse veya bir terziden fasıkların giydiği elbise gibi elbise dikmesini isterse  o ayakkabıcı ile terzinin  bu istenilenleri yapması mekruh olur. [7]  Balık avcısının kazancı mubah, sattığı balığın parası helâl olur. [8]

Kafirde olan alacağını o kafirin şarap satmaktan aldığı paradan alabilir. Çünkü kafirin şarap satması sahihtir. Fakat Müslüman borcunu şarap parasından ödeyemez çünkü bu satış batıldır. Bu durumda müslümanın içki satışından aldığı para içkiyi satın alanın mülkünde kalmış olur. Ancak şarabı bir zimmiyi vekil ederek sattırırsa İmâm-ı Azam indinde o paradan borç ödenir.

 İmameyn buna muhaliftir. Bir Müslüman ölür ve şarap satmaktan kazandığı parayı terike olarak bırakırsa verese için helâl olmaz Meşayıhımızdan bazısı “Şarkıcının kazancı gasp edilen mal gibidir ondan almak helâl olmaz” dediler. Fakat Hindiye’de Müntekâdan naklen İmâm-ı Muhammed’in “Şarkıcı ağıt yakıcı ve çalgıcı şartsız alır  ve verende kendi rızasıyla verirse helâldir” dediği ifade edildi. Tatarhaniye’de “Dilencinin biriktirdiği mal pis ve haramdır” dedi.[9] İnsan pisliğini satmak mekruhtur. Ancak toprakla karıştırılıp toprak galip olursa caizdir. Tezek (hayvan pisliği) satmak caiz olup, mekruh değildir. İmâm-ı Şafii ise buna muhaliftir.     

 



[1] Beyhaki rivayet etti.  [2] Dürrülmünteka  [3] Mecmeilenhur   C.2  S.527  [4] Hediyetülalâiye     S.290   [5] Mecmeilenhur   C.2  S.529

[6] Hidaye   C.4  S.94  [7] Mecmeilenhur  C.2    S.530  [8] Hülasatülecvibe  C.2  S.164 (Behce’den)  [9] Dürrülmuhtar - Reddülmuhtar C.6  S.385

G E R İ