Davete icabetin vâcip veya sünneti müekkede olabilmesi için üç şart vardır:
1- Davet eden fasık olmayacak.
2- Davet eden adam malının çoğunu haramdan elde etmiş olmayacak. Bunu bilirse gitmez.
3- Davet olunan yerde günah ve bid’at olmayacak.
Yaptığına razı olmadığını, ona buğzettiğini bildirmek için fısk-ı fücuru aleni işleyen fasığın cemiyetine iştirak edilmez. Aynı şekilde malının çoğu haram olan adamın cemiyetine de icabet edilmez. Eğer malının çoğu helal olursa ikram edilenin haram olduğu bilinmedikçe icabet edilir. Timurtaşide de böyledir. Ravza isimli kitapta da “Fasığın davetine icabet edilebilir ancak takvâ ve verâya uygun olan icabet etmemektir.” dedi. Zimminin ziyafetine gitmekte ise beis yoktur. Akrabası olan veya işi düştüğü kafire haceti için yemek yedirmekte beis yoktur. Bir kimse davete gitmeden orada eğlence, çalgı, şarkı ve türkü olduğunu biliyorsa o davete gitmesi caiz olmaz. Eğer bilmeden gider, çalgı ve eğlence sofranın yanında değil ve kendiside insanların önder kabul edip örnek aldığı bir kimse olmazsa, onları menetmeye kâdirde değilse, oturup yemesinde beis yoktur. Eğer çalgı ve eğlence sofrada ise oturmak caiz olmaz. Eğer o kimse insanların önder kabul edip örnek aldığı bir kimse ise çalgı sofrada olmasa bile menetmeye kadir ise men eder değilse durmayıp gider. Siracülvehhac’da da böyledir.[1] İnsanlara örnek olan kişi bu masiyeti daha önceden haber alır ve kendisi gidince o masiyeti terk edeceklerini bilirse oraya gitmesi lazım olur.