Muhterem Müslümanlar !
Bu haftaki hutbemizin
mevzûu İslâm dininin beş şartından biri olan zekâtın ehemmiyeti hakkında
olacaktır… İstediğini istediğine
verip istediği zaman almak kudretinin sahibi bulunan Cenâbı Hak, insanları
değişik kabiliyetlerde yaratmıştır. Takdîri İlâhînin sır sahası içinde
gizlenmiş hikmetlerinden biri de insanların rızık bakımından
birbirlerinden farklı oluşlarıdır. Bu âlem bir imtihan sahasıdır. Cenâbı
Hak yoklukla bazı kullarını; yoksulları ile zenginleri imtihana tâbi’
tutmaktadır. Malının zekatını verenler, imtihanı kazanmış ve İlâhî mükafatı
almış olurlar. Şerefli dinimize göre, göklerde ve yerde bulunan her şeyin
ilk ve son sahibi âlemlerin Rabbi Hazreti Allahtır. Bu sebeble dünyaya bir
imtihan için gönderilen insan elinde emanet olarak bulundurduğu mal ve
serveti Allahın emrine uygun olarak harcamak, Alahın tayin ettiği şekilde
zekatını vermek mecburiyetindedir. Kelime manası temizlik ve çoğalmak olan
zekat İslamın beş esasından biridir. Şer’i Şerifte ise, Müslüman
zenginlerin seneden seneye mallarının kırkta birini Müslümanlardan fakir
olanlarına vermelerinden ibarettir. Hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır.
Zekat ceza değil mâlî bir ibadettir. Hür, akıllı ve bâliğ olup nisab
miktarı bir mala sahip olan her Müslümana nisaba malik olduktan bir sene
sonra farz olur. Nisab ise, borçtan ve aslî ihtiyaçlardan fazla olarak
dinimizin koyduğu bir ölçü olup altında 80.18 gr. gümüşte ise 561 gramdır.
Nisâb miktarına ulaşan para, senet, altın, gümüş, ticaret malı, koyun,
keçi, sığır, deve, ekin ve meyveler için her cinsin kendi ölçüsüne göre
zekatını vermek icâp etmektedir. Bunların ölçüleri ve kimlere verileceği
fıkıh kitaplarında îzâh edilmiştir. Bunları öğrenip gereğine göre
hareket etmek de her Müslümanın vazifesidir.
Aziz Mü’minler !
İslamiyet, yoksulluğun
ve onunla birlikte gelecek ahlakî çöküntünün önüne geçmek için
zenginlerden alınıp fakirlere verilmesi gereken zekatı farz kılmıştır. Yüce
Allah bir âyeti kerîmesinde buyuruyor ki : “Namazı dosdoğru kılın,
zekatı verin. O (şanlı) Rasûle itâat edin. Tâki rahmete kavuşturulasınız.”[1]
Zekat, bir emri İlâhî olması itibariyle Allahın hakkı, fakirlere verilmesi
cihetiyle de Müslüman yoksulun hakkıdır. Bu vazifeyi yerine getirmemek hem
Cenabı Hakkın buyruğuna muhalefet hem de fakirin vebalini yüklenmek olur.
Niekim bir hadisi şeriflerinde Peygamber Efendimiz (SAV), “Zekatı
vermeyen kıyamet günü ateştedir” buyurmuşlardır.[2]
O halde Mü’minler; Allahın ihsan etmiş olduğu mallarımızın zekatını
verelim. Zekat vermemek suretiyle Allahın azabını davet etmeyelim. Zekat
vermeyenlerin âhiretteki hallerinin perişan olduğunu bilelim. Bakınız,
Allahü Teâlâ Kitâbı İlâhisinde buyuruyor ki : “Altını ve gümüşü
yığıp ve biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlar, (yok mu?) işte
bunlara pek acıklı bir azabı müjdele!”[3]
Muhterem Müslümanlar !
Bir insan zekat
verebilecek kadar zengin olup olmadığını şöyle hesaplar; önce zekat
verilmesi gereken mallarını alt alta yazar. Bunlar: Elindeki altın ve gümüş,
Nakit para, Ticârî eşyalar ve Sağlam alacaklar ki borçlunun inkâr etmediği
veya çek senet karşılığı olup inkârı mümkün olmayan alacaklardır. Sonra bunların kıymetlerini karşılarına yazıp
toplar. Vâdeli bile olsa ödenmesi lazım gelen borçlarını yekünden çıkarır.
Eğer birine kefil olmuşsa o da onun ödeyeceği borç sayılır. Kalan miktar,
eğer altının nisâbı olan 80.18 gr. altın değerine ulaşırsa kırkta
birini zekat olarak vermesi farz olur.Ticârî eşya ise satmak için alınan
her şey olup bugünkü alış fiyatı üzerinden hesaplanır. Kira getiren
fazla ev, dükkan ve kazanç için çalıştırılan kamyon, taksi, iş
tezgahları zekat hesabına girmez. Fakat bunlardan elde edilen gelir nisâba
ulaşıyorsa gelirlerinden zekat vermek îcâp eder. Kısacası zekat, bir nevi
cimrilikten temizlenme ameliyesidir. Allahın emrini yerine getirmek ve Onun rızasını
kazanmak için Müslümanın ödediği zekat; onu bütün kirlerden husûsiyle
cimrilik ve başkalarını hor görme gibi kötü huylardan arındırıp
tertemiz kılar. Ebedî hayatı için, önden birşeyler göndermesi gerektiğini
bilen ve düşünen mü’min elbette ki malını mülkünü burada yani geçici
dünyada bırakmamaya gayret eder. Zekâtını verdiği gibi, asgarî bir o
kadarını da mâlî cihâdı için sarfeder hatta tasadduk ve infaktan da geri
kalmaz. Zîrâ Cenabı Hakkın, “Ey îmân edenler! Acıklı bir azaptan
kurtaracak kazanç yolunu size göstereyim mi? Allaha ve Peygamberine îmân
edip mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda mücâhede edersiniz. Eğer
bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır” îkâzını bilir ve elbette
ki bunun iktizâsınca amel eder. Zekat vermemek, Allahın lütuf ve kereminden
ihsan ettiği malda cimrilik etmek, hayır ve hasenâttan uzak durmak fert ve
cemiyet için tehlikeli olduğu kadar, mal-mülk için de bir âfetttir. Zekat
vermeyen, ictimâî yardımlarda bulunmayan kimseler, umûmiyetle cemiyet tarafından
sevilip sayılmazlar. Böyle insanlarsa huzur ve saâdet yüzü görmezler.
Servetlerinin hayrını-zevkini tadamazlar. Zekat verenler ise Allahın
kendilerine ihsan ettiği varlıklarla muhtaç durumdaki kişi ve müesseselerin
ihtiyaçlarının temini ve hayatlarının idâmesi noktasında vâsıtalık
etmiş olurlar. O bakımdan zenginler zekatlarını verirken kime niçin nereye
verdiklerine dikkat etmelidirler. Bu husuta ölçü Kur’ân-ı Kerîm olmalı,
verilen kimseler, sarf olunan mahaller Onun gösterdiği yerler midir değil
midir dikkat edilmelidir. Zîrâ, neticeden veren de mes’uldür. Sevap-günah,
fayda-zarar bakımından o da pay sahibi olacaktır. Hutbemize bir hadisi şerif
meâli ile nihayet verelim; “Mallarınızı zekatla koruyun. Hastalıklarınızı
sadaka ile tedâvi edin. Belâ dalgalarına duâ ve tazarru ile karşı
koyun.”[4]
[1] Nûr sûresi âyet 4
[2] Feyzül-Kadir C.5 S.505
[3] Tevbe sûresi âyet 34
[4] et-Tergîb vet-Terhîb C.1 S.520
ZEKÂT İBADETİ
Muhterem Müminler!
Bilindiği üzere Zekat, İslamın temel şartlarından biridir. Mali bir ibadet olan
zekat, dinen zengin olanların yerine getirmesi gereken bir farzdır. Zekat;
Hicretin ikinci senesinde, oruçtan önce farz kılınmıştır. Önemine binaen,
Kuran-ı Kerimde otuz iki yerde, namazla birlikte zikredilmiştir.
Zekat, lugatte; artma, ziyadeleşme, temizlenme, temizlik ve bereket manalarına
gelir. Dinimizde ise; bir malın belirli bir miktarını, üzerinden belirli bir
zaman geçtikten sonra, ihtiyacı olan Müslümanlara zekat niyetiyle temlik etmek
demektir.
Zekat; insanlar arasında sevgi, kardeşlik ve samimiyet bağlarını güçlendirir.
Varlıklı kimselerden, yoksullara uzanan bir yardım eli olarak, muhtaçları
sevindirir. Cimrilik ve haset hislerini giderir. Toplumu meydana getiren fertler
arasında birlik ve beraberliğin doğmasına sebep olur.
Zekat; müminlerin, Allah (c.c.) sevgisini, mal ve servet sevgisinden üstün
tuttuklarını gösteren bir özellik taşımaktadır. Çünkü, zekatını veren kimse, onu
alan şahıslardan hiçbir karşılık beklememektedir. Bunu, sadece ibadet niyetiyle
Allah rızası için yapmaktadır. Bu da, mümin olmanın güzel bir belirtisidir.
Bir de şunu unutmamak gerekir ki; her insanın kazancında, çevresinin de bir payı
ve emeği bulunmaktadır. Onun için kişi, servetini kazandığı muhitte bulunan
fakirlere vermeli ve içinde yaşadığı toplumun muhtaçlarına öncelik tanımalıdır.
Zenginlerin mallarında fakir ve yoksulların hakları vardır"[1] mealindeki âyeti
kerime, bizlere bu gerçeği anlatmaktadır.
Aziz Müminler!
Zekat ibadeti, müslümanı tembellikten kurtarır. Çünkü sevgili Peygamberimiz,
Veren el, alan elden üstündür2 buyurmakta ve veren el olmamızı tavsiye
etmektedir. Veren el olabilmek için de, çalışıp kazanmak gerekir. Dinimizde, Bir
lokma, bir hırka anlayışı ile tedbirsiz tevekkülde bulunmanın yeri yoktur. O
halde, Müslüman çalışkan, tutumlu, tedbirli, zekat alan değil, zekat veren
olmaya gayret eden, dosdoğru insan demektir. Çalışma gücü olanlar, mutlaka
çalışacak ve yoksulluktan kurtulmak için, meşrû her çareye baş vuracaktır.
Zekat; ancak, çalışma gücünü ve kabiliyetini kaybetmiş, bakıma muhtaç duruma
düşmüş olanlara verilmelidir. Yoksa sağlam ve iş yapma kuvvetine sahip
kimselerin, çalışmayıp zekat veya fitre beklemeleri, dinimizce hoş karşılanmayan
bir harekettir.
Hz. Peygamber (s.a.v.), Zekat İslamın köprüsüdür3 buyurmakla, zekât sayesinde
toplumun, çeşitli kesimleri arasında bir bağ kurulmasına ve bu bağın
güçlendirilmesine işaret buyurmuştur. Gerçekten zekât, sosyal dengenin
sağlanmasında güzel bir vesile ve hoş bir örnektir.
[1] Zariyat 19.
2 İsmail bin Muhammed el Acluni, Keşifül Hafa 2/539 H.No:3199.
3 İsmail bin Muhammed el Acluni, Keşifül Hafa 1/530 H.No:14