TEVBE
Muhterem
Müslümanlar!
İnsan, akıllı bir varlık olması itibariyle, diğer canlılardan üstünlük
kazanmaktadır. Fakat nefsani duygular, yeme-içme mecburiyetinin ortaya çıkardığı
zaruretler ve şeytanın vesveseleri insanı İslam dininin dosdoğru yolundan
saptırdığı olur.bu kimsenin yaptığı fena işlerden vaz geçip Allah’ın
razı olduğu yola yönelmesine dinimiz, tevbe adını vermiştir.
Tevbe, kötü işlerden vazgeçip iyiliklere dönmektir.
Tevebe, Hakkın rızasına talip olanların ilk müracaat edeceği kapıdır.
Cenab-ı Hak, Kitab-ı ilahisinde kullarını tevbeye çağırarak
buyuruyor ki:
“Ey iman edenler, tam bir sudk-u huluse malik bir tevbe ile Allah’a dönün.
Olur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan
cennetlere sokar. O gün allah Peygamberinive iman edip onunla beraber onları rüsvay
etmeyecek, nurları önlerinde ve
sağlarında koşacak, ey Rabbimiz, diyecekler, bizim nurumuzu tamamla, bizi
yarlığa.Şüphesiz ki sen her şey’e hakkıyla kadirsin.”
Bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
“Ey insanlar (günahtan vaz geçip) Allah’a dönünüz ve ondan mağfiret
dileyiniz.Hakikat ben bile günde yüz defa tevbe etmekteyim.”
İnsan, kötü bir işi terk edince gelecek zamanda artık defterine günah
yazılmaz.Fakat tevbe edecek olursa geçmişteki günahları da bağışlanmış
olur.Şu inceliğe dikkat göstermelidir: Bir günahı “sıhhatime zarar
veriyor, malımı heder ediyor, şerefime leke düşürüyor” diye bırakmak,
geçmişteki günahın bağışlanmasına amil olmaz. Çünkü bu bir tevbe değildir.
İnsan bir kötülüğü Allah’ın emrine aykırı olduğu için terk ederse
tevbe etmiş olur.
Allah Teala, okuduğumuz ayet-i celilede bizi tevbe-i nasuh’a çağırmaktadır.
Tevbe-i nasuh; ciddi ve kalpten kopup gelen samimi bi r tevbedir.Vasdıti
demiştir ki: Tevbe-i nasuh, sahibinin üzerinde gizli ve açık hiçbir günah
bırakmayan tevbedir.
Tevbe edip de o işi yapmaya devam etmek, Cenab-ı Hakla alay etmek
gibidir.
Zünnun-ı Mısri diyor ki:
“Günahtan ayrılmadan mağfiret dileğinde bulunmak, yalancıların
tevbesidir.”
Hazret-i Ali Mescid-i Nebevi’de bir arabi gömüştü.O, şu sözü
tekralayarak tevbe ediyordu:
“Ya Allah, senden mağfiret diler ve sana tevbe ederim”.Bunun üzerine
Hazret-i Ali:
“Bana bak!! Tevbede dil çabukluğu yalancıların tevbesidir”,dedi.Arabi:
“O halde tevbe ne demektir?”dedi.Hazret-i ali buyurdu ki:
“Halis tevbe, altı şey’i içinde toplar.Onlar:
1-
Geçmiş günahlara nedamet duymak,
2-
(Terk edilmiş)farzları kaza etmek,
3-
kul haklarını sahiplerine vermek,
4-
Hasmlarla barışıp helallaşmak,
5-
Günaha dönmemeye kararlı olmak,
6-
Günahla semirttiğin nefsi, Allah’a itaetle eritmek.”
Geçmişte
yaptığı günahları hatırladığı zaman pişmanlık duymayıp “Ah o günler
ne günlerdi!”diye içini çeken, namaz ve oruçlarını kaza etmeyen, kul
haklarını sahiplerine vermeyen, Ramazanda, bıraktığı bir günaha devam
edebilmek için bayramı iple çeken kimsenin yaptığı tevbe, şartları
mevcut olmadığı için, kabul olunmaz.
Tevbenin
kabul olunacağı Kur’an-ı Kerim’de şçyle va’d olunmaktadır:
“Rabbinizden
mağfiret dileyin. Çünkü O çok yargılayıcıdır.”
“O,
kullarının tevbesini kabul eden, kötü hareketlerini (tevbe ile) bağışlayan
ne işlerseniz bilendir.”
Makbul
olan tevbenin nasıl yapılacağı, Sure-i Nisa’nın 17-18 ayet-i kerimerinde
şöyle açıklanmaktadır:
“Allah
indinde (makbul olan )tevbe, kötülüğü ancak cahillik sebebiyle yapacakların,
sonra da çarçabuk (vaz geçip) tevbe edecek olanların(tevbesi) dir.İşte
Allah’ın tevbelerini kabul edeceği kimseler
bunlardır. Allah, herkesin içini dışını
hakkıyla bilendir,tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.(Yoksa makbul olan
tevbe),kötülüklerini yapıp yapıpda onlardan (yani böyle
yapanlardan)herhangi birine ta ölüm gelince: “Ben şimdi hakiykaten tevbe
ettim”,diyenlerin tevbesi değil. Kendileri kafir olarak öleceklerin tevbesi
de değil.Biz onlar için pek acıklı bir azap hazırlamışızdır.
2.bölüm
Aziz cemaat !
Avamın tevbesi günahtan, havassın tevbesi ise gaflettendir. Evliyaullah, marifetullahtan bir an kalsa onun için tevbe edip göz yaşı dökerlermiş.
Kulluk mertebesinin başlangıcında onlar, azab korkusundan; nihayetinde
bulunanlar, Allah’ın kereminden utançlarından tevbe ederler.
Allah’ın mağfiretinin büyüklüğünü düşününüz ki hayatı
yapan biz olduğumuz halde, Cenab-ı Hak bizleri tevbeye çağırmakta ve yarlığayacağını
müjdelemektedir.
Bu davet karşısında hissiz ve karşılıksız kalmak mü’min olana
yakışır mı ?
Bazı kimseler, yüce Mevlamızın tevbeleri kabul etmesine bakıp da günah
işlemeye cür’et göstermektedir. Halbuki bu davet, günah değil tevbeye teşvik
içindir.
“Çok aldatıcı (şeytan) da sakın sizi Allah (ın hilmi ve imhali)
ile aldatmasın”
İsyan vadisinde dolaşan, elde kadeh dilde hezeyan ile türlü günahlara
bulaşan kulları, Allah Teala şöyle uyarmaktadır:
“Ey insan, o ( lutfu ) keremi bol Rabbine karşı seni aldatan ne?”
Günahkar kimselerden bazılarına “Artık vazgeç, doğru yola yönel,
ibadetlerine devam et” deseniz, sizi Cenab-ı Hak “La taknetu”ayeti ile
susturmak ister. Halbuki bu ayet-i kerime, günah caddelerinde bitkin ve ümitsiz
halde dolaşırken, elinden tutacak bir
yardımcı gönlüne ümit verecek bir tesellici arayan ,”Acaba bu fenalıktan
vaz geçsem bağışlanır mıyım?”diye çırpınan kimseye
Cenab-ı Allah şöyle hitap eder.:
“De
ki :”Ey kendilerinin aleyhine (günahda ) haddi aşanlar,Allahın rahmetinden
ümidi kesmeyin.Şüphesiz O, çok yargılayıcıdır, çok esirgeyendir.”(5)
Bu ayeti, batıl düşüncelere delil görmek ve halkı saptırmakta
huccet gibi göstermek isteyenlere bunu takip eden eden ayeti kerimede
buyuruluyor ki:
“Size azab gelip çatmadan rabbinize dönün,ona teslim olun Sonra yardım
edilemezsiniz.”
İşte her iki ayet-i celile! Bunları vicdan terazisinde tart ve incele!
Kahrı ilahi gelince yardım olunamayacağı haber veriliyor:
Gel tevbe et,gel birader
Sonra etmeyesin keder
Din kardeşlerim!
Hayatta insanı kendi nefsinin bile saptırdığı olur.Sonra
vicdan azapları içinde kıvranmaya başlar.Kötü akran veya hilekâr
şeytan, insanı fena yollara sevk etmiş bulunur.Çıkmaz sokaklarda bocalarken
ve ilahi bir meded beklerken “Lâ taknetu”fermanı , onu elinden tutarak
ışığa çıkarır.Şair ne güzel ifade etmiş:
Rahmetinden kat’ı ümid etmeyi men etmesen
Fart-ı İsyanımla bulmazdım munâcâta mecâl.