SEN
KİMSİN
Muhterem
Müminler!
Ümmetler ve milletler hayatlarını huzur içinde devam etti ve bilmeleri için yüzlerini tevhidin ilahi nuru ile aydınlatmaları, kalplerini Allah ve Resulünün aşkı ile doldurmaları ve nasıl bir ümmet ve millet olduklarını çok iyi bilmeleri lazımdır. Bu yaşamın ve ayakta dura bilmenin tek şartıdır. Çünkü; aslını, esasını, cevherini bilmeyen bir millet geleceğinden emin olamaz. Şu halde müslüman kardeşim sen kimsin? Aslın, esasın, cevherin nedir senin?
Sen Allah’ü Tealanın “Muhakkak biz insanı en güzel bir şekilde
yarattık.” Hitabıma muhatap olan ve bu ilahi kitabın hakkını veren en
sevgili kulsun.
Sen, dehşetli kıyamet gününde peygamber dahil herkesin “nefsi nefsi
dediği ve secdelere kapandığı o günde, ümmetimi isterim yarab bağışlamadıkca
secdeden kalkmam yarab” diye feryat edecek olan Habibi Kibriyanın ümmetisin
.
Sen Hz. Resulullahın ashabına “orduya yardım edin dediği zaman” bütün
servetini alıp getiren ve
Resulullahın “çoluğuna çocuğuna ne bırakrın” sorusuna “Allah ve
Resulunu bıraktım” cevabını veren Hz. Ebu Bekir’in yolundasın.
Sen devlet reisi olduğu halde içi su dolu tulumu yüklenerek halk içerisinde
dolaşan ve oğlunun “Babacığım ne yapıyorsun ?” sorusuna “Kendimi
biraz beğenir gibi oldum onu zelil etmek için böyle yapıyorum” diyen Hz.
Ömer’in izndesin.
Sen müslümanlar arasında açlığın ve kıtlığın hüküm sürdüğü bir zamanda Şamdan gelen, kendisine ait erzak yüklü bin deveyi yükleriyle beraber müminlere dağıtan Hz. Osman’ın ardındasın.
Sen cebindeki dört dirhen servetinin birini gizli, birini açıkça,
birini gece ve kalan bir dirhemide gündüz kimsesizlere veren ve Allah Resulünün
“niçin böyle yaptın “ sorusuna “Belki Allah bunlardan birisini kabul
eder diye böyle yaptım” diyen Hz. Ali’lerin peşindesin.
Sen Allah yolunda cihada çıkan ve karşısında Atlas okyanusunu görünce
atını dizlerine kadar suya süren ve kılıcını çekip “Yarabbi! Şahit ol
önüme şu uçsuz bucaksız derya çıkmamış olsaydı
şanını daha ileriye
Sen Resulullahın müjdesine nail olup küfrün doğu kalesi İstanbul’u
fethedip islama teslim eden ve bu zaferle yeni bir çağ açan Fatihlerin, dünyayı
müslümandan başkasına dar gören Yavuzların, karaların ve denizlerin
sultanı Kanunilerin neslisin.
Sen İstanbul’da okumaya başladığı ezanı Çaldıran ovasında
bitiren, Tuna da aldığı abdestin namazını Afrika çöllerinde kılan, Hazal
kıyıların da getirdiği tekbir seslerinin yankılarını Viyana kapılarında
duyan kahramanların, şehitlerin torunusun.
Ve kısaca şairin ifadesiyle sen;
Malazgirt’te arslan, surlarda Ulubatlı Hasan,
Niğboluda
Yıldırım,Kosovada Murat, Mohaç’ta Süleyman,
Sensin
Çanakkale’de diş dişe gırtlak gırtlağa boğuşan,
Sen
Hakk’ın kılıncı, Allah’a vurulmuşsun,
Sen
şehitler çocuğu, kefensiz doğmuşsun.