NAMAZDA
HUŞU
Dinimizde
ibadetlerin makbul olması bir takım esaslara bağlandığı, büyük küçük
günahların affıda bazı şartların yerine getirilmesine bağlı olduğu gibi
kıldığımız namazın hakiki manada bizi her türlü kötülükten uzaklaştırıp
Cenab-ı Hakkı’ın rızasına yaklaştıracak bir namaz olması içinde bir
takım şartlar vardır. Huşuda bunlardan biridir.
Huşu Cenab-ı Hakka boyun eğmektir. yine denilmiştir ki, bir kimsenin cesedindeki her bir kıl huşu’a iştirak etmedikçe huşu yapılmış olmaz.
Huşu: namazın gerçek ve hakiki namaz olmasını sağlayan
sebeplerdendir. Huşudan maksat, kişinin namaz esnasında bütün varlığı ve
kalbi ile Allah’a yönelmesidir.
Namaz farizası, hakikatine inilerek huzur ve huşu ile eda edilirse insanı her türlü kötülükten uzaklaştırır: sahibini fenalıktan alıkoymayan namaz, Allah’tan uzak olmaktan başka bir şeyi arttırmaz.
Hutbenin başında okuduğum ayette: muhakkak müminler felah buldu ki
onlar namazlarında huşuludurlar. Onlar ki, faidesiz işe, boş lafa bakmazlar
onlar ki zekatlarını vermek için çalışırlar. Buyurarak namazlarını huşu
ile kılan müminlerin felah bulacağını beyan etmektedir
Kur’an-ı
Kerim’de namaz ile zekat beraber zikredildiği halde bu ayet-i kerimede namaz
ile zekatın arası
Ayeti ile fasledilmesi, namazdaki huşuun,
sair zamanlarda lağıvden kaçınan kimseler için hasıl olacağına işaret içindir.
Lağıvden kaçınmak namazı tamamlayan bir husustur. Binaenaleyh müminler,
namaz dışında faidesiz işler, mala yani boş laftan kaçınmalıdır ki
namazlarını huşu ile kılabilsinler. Harici zamanlarda kalbi ve kalbin nurunu
söndürecek olan mala yani şeyler ile meşgul olan kimsenin huzur ve huşu ile
namaz kılması düşünülemez.
Namaz
içinde kişi sağa sola iltifat etmemesi ve azaları ile oynamaması lazım.
Zira vücut azaları ile oynamak huzur ve huşu’u yok eder.
Resulullah Efendimiz (S.A.V) namazda sakalı ile oynayan bir
kimseyi görünce: eğer şu
kimsenin kalbinde huşu olsaydı azalarında da olurdu buyurdu. Esasen musalli,
namazın bütün erkanını uyanık bir kalp ile eda etmeli, sağa sola iltifat
etmemeli, ne yaptığını ve ne okuduğunu bilmelidir. Nitekim Efendimiz H.Ş.
de kul namazına durduğu zaman. ancak Hz Allah’ın huzurundadır. Sağa sola
iltifat ederse Cenab-ı Hak: kime iltifat ediyorsun? Benden hayırlısına mı? Bana dön ey ademoğlu! Çünkü ben iltifat ettiğin şeyden
daha hayırlıyım. Buyurur.
Aişe
Validemizin annesi Ümmü Rüman
R.a anlatıyor: namazımda sallanıyordum Ebu Bekir beni o vaziyette görünce
öyle bir azarladı ki, az daha namazdan çıkacaktım. Hz Ebu Bekir dedi ki:
Resulullah Efendimizi (S.A.V) dinledim şöyle buyuruyordu: herhangi biriniz
namaza durduğunda her tarafı sakin olsun, yahudiler gibi sallanmasın zira,
namazda azalarda sakin olması namazın tamamındandır.
Namaz
içinde maddi hazırlık yapıldığı gibi manevi hazırlıkta yapılması lazım,
manevi hazırlık, kalbin namaza hazır olmasıdır ki buda namazın ruhu
mesabesindedir:
Kelime-i Şehadet’ten sonra İslam’ın en mühim şartı
olan namazın huzur ve huşu ile kılınması ve mümkün mertebe
masivadan kurtularak namaza
başlanması icab eder. Bu da musallinin nefis ile mücahedesindeki
muvaffakiyyetiyle alakalıdır:
Hz
Hasan’dan mervidir ki Efendimiz: kalp hazır olmadan kılınan namaz ancak
musallinin ukubetini süratlendirir.
Hastanın, hastalığı devam ettiği müddetçe en güzel
yiyeceklerde alsa hastaya faide vermeyeceği gibi insanda kalbi hastalıklardan
ve nefsin tesallutundan kurtulmadıkça kişi hakkıyla namaza hazırlanması ve
namazı kılması mümkün değildir, böyle kimseye ibadet ve namazın edası ağır
gelir.
İbn-i
Abbas: manasını düşünerek huzur ve huşu ile kılınan iki rekat namaz,
gafil kalple akşamdan sabaha kadar
kılınan namazdan hayırlıdır. buyurmuştur.
H.ş’te
bu ümmetten ilk kaldırılacak olan şey emanet ve huşudur ki nerede ise huşu
sahibi bir kimseyi göremez olursun. Buyurdular.
Abdullah
ibn-i Şühayr anlatıyor. Ben Resulullah’a gelmiştim namaz kılıyordu ağlamasından
dolayı sadrı şerifleri tencerenin kaynadığı gibi kaynıyordu.