TAKLİT
Taklit; lügatte
bir kimsenin boynuna gerdanlık takmak manasınadır. Takallüd de gerdanlık
takınmaktır. Istılahta (usulu fıkıhta) taklit : Başkasının kavlini
huccete delile bakmaksızın kabul etmekten ibarettir. Başka bir tarif ile
taklit : Bir insanın başka bir insana, söylediği sözde veya yaptığı işte
hak olduğuna inanarak deliline bakmaksızın tabi olmasıdır. Sanki insan o
zatın sözünü veya işini kendi boynuna bir gerdanlık yaparak takmıştır.
İşte bir müçtehide bir hüsnü ittikattan dolayı tabi olmak da bir
taklit meselesidir. Başkasına tabi olup taklit yapana da “mukallit” denir.
O kimse amelinden doğan mesuliyeti o müçtehidin boynuna geçirmiş olduğu düşünülmüş
ve bu işe “taklit” bu işi yapana da “mukallit” denilmiştir.
İçtihat derecesini haiz olmayan fukahadan her birine de mükallidi mahz
denilmiştir. Bir vazifeyi ve memuriyeti bir zata tefviz ve tahmil etmeye de
“taklit” denilmiştir. Böyle bir şeyi kabul ve tahammül etmeye de
“tekallüd” denilir.[1]
Usulu dinde taklit caiz değildir. Çünkü itiikatta mühim olan ilimdir.
Taklit ise ilim ve marifet yolu değildir.İmâm-ı Eşari (ra) “Mukallidin
imanı sahih değildir”demiştir.[2]
Şüphesiz mukallidin imanı dört imâm indinde sahihtir. Her ne kadar farz
olan istidlâlı terk ettiği için asi ve günahkâr olmuş ise de.[3]
İman ile alakalı hususlarda nazar ve istidlâle bulunmak farzdır. Herkes
takatı miktarınca imanı nazarda bulunmakla mükelleftir. Binaen aleyh nazar
ve istidlâli terk edenler günahkâr olurlar. Nazar ve istidlâlın farziyyeti
dini İslâmın ulviyyetini ve müntesiplerini körü körüne kabule sevk
etmediğini gösterir.[4]
Furuu dinde yani ameli hükümlerde taklide gelince bu hususta ehli İslâm
üç sınıftır: Müçtehitler, müçtehit olmayan alimler ve cahiller.
1. Bir müçtehidin diğer bir müçtehidi taklit etmesi caiz değildir.
Onunda içtihat etmesi vaciptir. Çünkü furuu dinde asıl olan istidlâl ve içtihaddır.
Taklit ise içtihattan bedel ve acziyetten doğan bir keyfiyettir. Asıl mümkün
iken bedele gidilemeyeceğinden müçtehit olanlar için içtihadı terk ile
taklide sarılmak caiz olmaz.[5]
Lakin mutlak müçtehit alimlere ittiba hususunda süküti icma vardır.[6]
İmâm-ı Ebu Yusuf, Muhammed, Züfer, Hasan ve emsali (ra) İmâm-ı Azam
efendimizin talebeleri müçtehit oldukları halde her ne kadar bazı furuu
ahkamda ona muhalefet etmişlerse de usul kavâidinde onu taklit etmişlerdir.[7]
Hatta İmâm-ı Ebu Yusuf ve Züfer İmâm-ı Azam Hazretlerinin açık beyan ve
görüşlerinde ona hiçbir muhalefette bulunmadıklarını açıklamışlardır.
Yine İmâm-ı Ebu Yusuf, Muhammed, Züfer ve Hasan (ra) “Biz ancak Ebu
Hanife’den rivayet ettiklerimizi söyledik başka bir şey söylemedik”
dediler ve bunun üzerine yemin ettiler.[8]
Fıkıhta müstakil mezhep sahibi büyük müçtehitlerden meşhur İmâm Sufyan-ı
Sevri ve İshak bin Rahube gibi bazı ulema cumhura muhalefetle “Bir müçtehit
için badel içtihat diğer bir müçtedi taklit caiz değil ise de gablel içtihat
caizdir” demişlerdir.[9]
2. Müçtehit olmayan alimler için ise taklidi mahz caiz olmayıp tabi
olduğu müçtehidin delilini bilmesi vaciptir. Ancak bu delili öğrenmek mümkün
olmadığı zaman veya çok zor olduğu zaman taklidi mahz caiz olur. Zamanımızda
ekseri mesaili fıkhıyyede olduğu gibi. Çünkü meşakkat kolaylığı celb
eder.
3. Cahillere gelince onlar için takidi mahz zaruri ve vaciptir.[10]
İm3am-ı Gazali Hz.leri usulu fıkıhla alakalı yazdığı Mustasfa isimli
kitabında “Avam için taklidden başka çıkar yol yoktur. Bunda Sahabe-i
Kiram’ın icmaı vardır. Çünkü Sahabe-i Kiram’dan müçtehit olanlar
fetva verirken içtihat derecesine varmak için bir emirde bulunmazlardı.
Bu husus tevatürle sabit olmuştur” demiştir.[11]
Elmalılı Merhum Ahmed Hamdi Yazar tefsirinde Nisa suresinin 83’cü
ayetini tefsir ederken “İstinbata ehil olmayan avamın ahkam-ı hadisatta
ehli ilme muracaatı ve taklidi vaciptir” demiştir.[12]
[1] Hukuku İslâmiye ve Istılahatı Fıkhıyye Kamusu C.1 S.243den 246 ya kadar.
[2] Medhal C.1 S.273 - Kiatbüliçtihat – Cüveyni S.98
[3] Şerhulmeali – Aliyyülkâri – Muvazzah İlmi Kelâm Ö. Nasuhi S.79
[4] Muvazzah İlmi Kelâm – Ömer Nasuhi Bilmen S.79 (Üçüncü baskı)
[5] Teysiruttahrir – İbni Hümam C.4 S.241 – Medhal S.289
[10] Haşiyetülallame et-Teftazani vel-Curcani C.2 S.306 Beyrut - Medhal S.287-289
[11] Mustasfa İmâm-ı Gazali C.2 S.385
[12] Hak Dini Kur’an Dili C.2 S.1404 Eser Yayınevi !971