İBÂDET'İN
MÜDDETİ VE DERECELERİ
Ehliyet sahibi olduğu müddetçe; büluğa ermiş olan bir mükelleften,
ölüm ânına kadar ibâdetler sâkıt olmaz!.. Allahû Teâla (cc)'nın bahşetmiş
olduğu nimet ve ihsanlar sürekli olduğuna göre, ibâdetler de sürekli
olacaktır. Kur'an-ı Kerim'de Resul-i Ekrem (sav)'e hitâben: "Sana yakin
gelinceye kadar rabbine ibadet et!.."(8) emri verilmiştir. Bütün müfessirler
bu ayet-i kerime'de geçen "Yakîn" kelimesinin, ölüm manasında
olduğu hususunda müttefiktirler.(9) Zira Resûl-i Ekrem (sav) "Yakîn"
kelimesinin ölüm manasında olduğunu beyan buyurmuştur.(10) Âyet-i kerîme'de
emrin Resûl-i Ekrem (sav)'e hitaben verilmesi, hükmün umumiyetine mani değildir.
Kaldı ki hiçbir kul; Resûl-i Ekrem (sav)'in derecesine yükselemez. O dahi;
ölüm anına kadar ibadetle mükellef tutulmuştur. Mevkii ve makamı ne olursa
olsun; her insan, Allahû Teâla (cc)'nın emir ve nehiylerine muhatabtır.
Şurası mahakkaktır ki; insanoğlu Allahû Teâla (cc)'ya lâyık olduğu şekilde
ibâdet etmeye güç yetiremez. Ancak emrettiği şekilde, O'na ibâdet
edebilir.. (11) Kur'an-ı Kerim'de: "Yaratan (Allah), yaratmayan gibi
midir? Artık iyice düşünmeyecek misiniz? Allah'ın nimetini birer birer
saysanız (bu ne mümkün? Onu) icmâl sûretiyle bile sayamazsınız"(12)
hükmü beyân buyurulmuştur. Dikkat edilirse, Allahû Teâla (cc)'nın nîmetlerini
saymaya dahi insanın gücünün yetmeyeceği haber verilmiştir. Nîmetleri
saymaya dahî güç yetmeyince, hakkı ile ibadet etmeye nasıl güç yetebilir?
İnsanoglu sürekli zikir ve ibadet üzere olsa dahî, layıkı vechile Allahû
Teâla (cc)'ya ibadet etmiş olmaz!.. Dolayısıyle ancak Allahû Teâla (cc)'nın
emrettiği şekilde ibadet etme imkanı vardır. Gücümüzün yetmeyeceği
teklifleri bize yüklemeyen ve kolaylık murâd eden Allahû Teâla (cc)'ya ne
kadar hamdetsek azdır!..
Bir kısım insanlar; sırf dünyevî faydalarını esas alarak ibadet
ederler. Kat'î ilim ve kalbi niyet kesin teşekkül etmediği için genellikle
"Halk bize ne der?" endişesi içindedirler. Buna ibadet denip
denemiyeceği ihtilâflıdır. Bir kısım insanlar da sevab elde etmek ve Allahû
Teâla (cc)'nın azabından korunmak için ibadet ederler. İnsanların çoğu
bu hal üzere ibâdete devam ederler.
Allahû Teâla (cc)'nın kendilerine "Kulum" diye hitâb etmesi ve
kendilerinden razı olması için ihlâsla ibadet edenler, gerçek manâda
"Ubûdiyet" halindedirler. Bu kimseler "Ubûdiyet" halinde
iken; Allahû Teâla (cc)'ya aşk ile bağlanırlar ve "Ubûdet"
haline geçerler.
Muhakkak ki mü'minler; Allahû Teâla (cc)'yı tanımada, din işleriyle
ilgili kesin bilgide, tevekkül'de, Allah (cc) ve Resûlü (sav)'nü sevmede
kaza ve kaderine rıza göstermede, Allahû Teâla (cc)'nın azâbından
korkmada, rahmetini ummada ve iman hususunda eşittirler. (13) Ancak kalb ile
tasdik ve dil ile ikrârın dışında; amel, derece ve makam yönünden farklılık
gösterirler.
(8)
Sünen-i Nesai - İst: 1401, Çağrı Yay. C: 4, Sh: 167, (K. Savm: 43)
(9) Abdi'l Latifi'z Zebidi - Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih
tercemesi ve şerhi - Ankara: 1974 (3 bsm) C: 6, Sh: 248, Had. No: 897.
(10) Şeyh Nizamüddin ve Bir heyet - El Feteva-ı Hindiyye -
Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 195.
(11) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983,
C: 4, Sh: 231.
(12) Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 195.
(13) El Bakara Sûresi: 184.