AZİMET
VE RUHSAT
Önce kelimeler üzerinde duralım.
Azimet; azim masdarından olup, kat'i olarak verilmiş bir karar ile bir hususun
icrasına başlamaktır. İslâmi ıstılâhta: "Allahû Teâla (cc) tarafından
vaki olan teklifi, hiçbir özür ileri sürmeksizin, usûl ve kaidesine göre,
tam ve mükemmel şekilde eda etmektir.(38) Ruhsat ise, kulların şer'i özürleri
neticesinde, tam ve mükemmel olarak eda edemediği teklifleri, Allahû Teâla (cc)'nın
nazarı müsamaha ile görmesi dolayısıyla insanların fiillerine tatbik
edilmesi gereken hükümlere verilen isimdir.(39) Tariflerden de anlaşılacağı
üzere; Allahû Teâla (cc)'nın tekliflerini, usûl ve kaidesine göre edâ
etmek azimettir. Ancak semavi veya mükteseb bir ehliyet arızası sebebiyle
"Azimet'le" amel edilmezse, ruhsat ile amel gündeme girer.
İmam-ı Şafii (rha): "Allahû Teâla (cc)'nın nass'la belirlediği bir hüküm,
Resûl-i Ekrem (sav)'in hafifletici bir sünneti ile tahsis olunursa
"Ruhsat" var demektir. Resûl-i Ekrem (sav)'in hak verdiği yerlerde
"Ruhsat" ile amel edilir. Ancak Resûl-i Ekrem (sav)'in tayin etmediği
yerlerde ise ruhsat olamaz. Ayrıca bu ruhsatlar, başka şeylere "İllet"
de teşkil etmezler."(40) hükmünü zikrediyor. Bahsin devamında da:
"Resûl-i Ekrem (sav) sadece mestlerin üzerine mesh etmiştir. Binaenaleyh
buna kıyasla biz kalkıp da; sarığın, baş örtüsünün veya eldivenlerin
üstüne mesh edemeyiz. Üzerimize farz olan bu organların tamamını yıkamaktır.
Resûl-i Ekrem (sav)'in izniyle hareket ederek mestler üzerine mesh etmemiz ise
ruhsatımızdır(41) diyerek; ruhsat'ın ictihad'la tesbit edilemiyeceğini
beyan etmektedir. İbn-i Abidin "Babû'l Mesh'in" girişinde:
"Ruhsat kulların özürlerine binaen meşru olan şeydir. Mukabili
azimettir" tarifini yaptıktan sonra: "Ruhsat ikiye ayrılır:
Birincisi "Ruhsat-ı İskat", İkincisi "Ruhsat-ı
Terfih"tir"(42) buyurmaktadır.
Genel olarak "Ruhsat-ı İskat'ı" azimetin meşruiyetini düşüren
özür olarak tarif etmek mümkündür. Meselâ: Domuz etini yemek ve şarab içmek
haramdır. Ancak açlık tehlikesi, telef olma noktasına varırsa veya insan
susuzluktan baygın hale yaklaşırsa Ruhsat-ı İskat gündeme girer.(43)
Kur'an-ı Kerim'de: "Allah size ölüyü (murdar hayvanı), kanı, domuz
etini, bir de Allah'tan başkası için (Tağut'lar ve putlar adına) kesileni
kat'iyyen haram kıldı. Fakat kim bunlardan yemeye muzdar kalırsa (Izdırar
haline düşerse) saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla, onun üzerine bir günah
yoktur"(44) hükmü beyan buyurulmuştur. Müfessirler; ızdırar halinde
iken haram li aynihi olan domuz etinden yemeğe, bu ayet-i kerime ile izin
verildiği hususunda müttefiktirler.(45) Ancak "Zaruretler, kendi
miktarlarınca takdir olunurlar"(46) kaidesini dikkate almak şarttır. Izdırar
halinde iken, o hali giderecek nisbette yemek "Ruhsat-ı İskat'tır."
Eğer yemez ve ölürse azimetle amel etmiş olmaz.
"Ruhsat-ı Terfih'te" ise durum daha değişiktir. Ruhsatın sebebi
mevcut olmakla birlikte, azimeti yapmak meşrudur. Yani Ruhsat-ı Terfih,
azimeti oradan kaldırmaz. Meselâ: Mest giymiş bir kimse, her abdest alışında
meslerini çıkarıp ayaklarını yıkayabilir!.. Bu durumda mestler üzerine
mesh etmesi "Ruhsat", mestlerini çıkarıp ayaklarını yıkaması
"Azimet'tir." Yine küffar'a esir düşen bir mü'min; ikrah-ı mülci
anında kelime-i küfrü söyleyip ölümden kurtulması "Ruhsat'tır".
Nitekim İbn-i Abidin de: "Yani öldürülmesi yahut bir uzvunun kesilmesi
yahut şiddetli dövülmesi gibi tahammülü aşan bir şeyle mürted olması için
zorlanan kimsenin kalbi iman üzere sabit ve bununla mutmain olduğu halde lisanıyla
emredilen şeyi söylemesiyle mürted olmaz. Çünkü böyle zorlama halinde
kalbinde iman olduğu halde lisaniyle küfür sözlerini söylemesine şer'an
ruhsat verilmiştir"(47) hükmünü zikreder. İmam-ı Serahsi bu husustaki
bütün kavilleri zikrettikten sonra; ikrah-ı mülci anında dahi kelime-i küfrü
söylememek hususunda direnen ve öldürülen kimsenin şehid olacağını beyan
etmektedir.(48) Zira o halde dahi kelime-i küfrü söylemek mübah değildir,
sadece günahı kaldırılmıştır.
Sonuç olarak; ruhsat-ı iskat ve ruhsat-ı terfih ancak kat'i bir nass'la
sabit olur. Ayrıca herhangi bir ruhsattaki "İllet" esas alınarak,
başka bir ruhsatı tesbit etme imkânı yoktur.
(38)
İmam-ı Merginani -A.g.e., C: 1, Sh: 119.
(39) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C:
1, Sh: 200.
(40) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh:
56.
(41) Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam - İst:
1307 C: 1, Sh: 198-199. Ayrıca Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh:
201 (Burada "Avam" ve "Havas" şu şekilde beyan buyuruluyor:
"Havas şüpheli günlerle ilgili niyetleri bilen kimseler demektir.Bunu
bilmeyenler ise avam sayılırlar. Niyete gelince: O gün daha önceden oruç
tutmayı itiyad edindiği güne tesadüf ederse, nafileye niyet etmek ve kalbine
"Eğer ramazan ise, farz oruç olsun" diye getirmemektir. Miracü'd
Diraye'de de böyle zikredilmiştir.)
(42) Molla Hüsrev - A.g.e. C: 1, Sh: 199, Şeyh Nizamüddin ve heyet -
A.g.e. C: 1, Sh: 200. İmam-ı Merginani - A.g.e. C: 1, Sh: 120.
(43) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C:
1, Sh: 201.
(44) İbn-i Abidin - Reddü'l Muhtar Ale'd Dürri'l Muhtar - İst: 1983,
C: 4, Sh: 320.
(45) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh:
94.
(46) Şeyh Nizamüddin ve heyet - A.g.e. C: 1, Sh: 200 (Manası:
"Allah'ım.. Senin rızan için oruç tuttum. Sana kat'i olarak iman ettim
ve sana tevekkül ettim. Senin vermiş olduğun rızıkla iftar ettim. Mübarek
ramazan ayının yarınki orucuna niyet ettim. Artık benim geçmiş ve gelecek
günahlarımı bağışla).
(47) İbn-i Hümam - Fethû'l Kadir - Beyrut : 1315 D. Sadr Mtb. C: 2, Sh:
62-63.
(48) Şeyh Nizamüddin ve heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400, C:
1, Sh: 202. Ayrıca Molla Hüsrev - Dürerû'l Hükkam fi şerhû Gureri'l Ahkam
- İst: 1307 C: 1, Sh: 201-202, Şeyh Abdülgani El Meydani - El Lübab fi Şerhi'l
Kitab - Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 165-166.