MEZHEPLER

          Mezhep; Müçtehidini ızamın edille-i şeriyyden istinbat ve istihraç ettiği hükümlerden ibaret olup mükallitlerin müçtehitlere tabi olmasından meydana gelir. Bu bir zarurettir. Hak mezheplerin bugün dört olması mezheplerin dörtle sınırlı olması demek değildir. Nitekim önceki asırlarda mezheplerin adedi daha çok idi. Meselâ Davudu Zahiri, Sufyanı Sevri ve İbn-i Leyla gibi müçtehidi mutlak olan müçtehidlerin  mezhepleri mensubu kalmadığından yok olmuştur.

         Davudu Zahiri’nin mezhebi beşinci asırda münkariz olmuştur. İmâm-ı Şarani “İmâm-ı Azam’ın mezhebini tedvin edilen ilk mezhep olduğu gibi inkiraz (yok olma) cihetinden de son mezhep olacaktır.  Ehli keşif de bunu söylemiştir” dedi.[1] Ebu Hanife Numan bin Sabit Muhammed Mustafa (sav)in Kur’an-ı Kerim’den sonra en büyük mucizelerden biridir. Evliya-i Kiramdan müşahede meydanında at oynatan ve mücahede de sebat ile vasıflanan İbrahim bin Edhem, Şakiki Belhi, Marufu Kerhi, Ebu Yezid Bestâmi, Fudayl bin Iyaz, Davudu Tai, Ebu hamid El-leffaf, Halef bin Eyyup, Abdullah bin Mübarek, Ebu Bekr Verrak ve diğer pek çok zevat Ebu Hanife’nin mezhebine tabi olmuşlardır. (İmâm-ı Rabbani Hz.leri de onun mezhebine tabi olmuştur).  Bütün bu zevat onu medih ne senada bulunmuş, faziletini ikrar etmişlerdir. Onların itimat ettiklerine muhalefet eden bir şahıs merdud ve bidatçıdır.[2] Dört mezhepten her birinin müntesipleri kendi mezheplerin daha doğru, daha isabetli, sünnete ve maslahata daha muvafık ve daha elverişli olduğuna inanır. Aksi halde o mezhebi seçmelerinin hikmeti kalmaz. Lakin bununla diğer mezheplerin kadrini azaltmak da akıllardan geçmez. Dört mezhebin dördüne de hürmet ederler. Bu hürmet ehli sünnetin şiarıdır.[3] Bir mezhebi taklit eden kişi “Müntesip olduğum mezhep doğrudur ancak hatalıda olabilir. Diğer mezhepler hatalıdır ancak doğru olabilir” şeklinde düşünüp inanmalıdır.[4]

         Ammi (fıkıh ilmini bilmeyen, halktan olan kişi)’nin mezhebi yoktur:

         Ammi olan kimse için mezhep yoktur. Onun mezhebi kendisine fetva verecek müftünün mezhebidir. Çünkü mezhep nazar ve istidlal sahibi kimse için veya o mezhebin furuuna (fıkhına ait) kitabı okuyup imâmının fetvalarını ve sözlerini öğrenen kimse için mevzu bahis olabilir. Yoksa sadece ben Hanefi’yim, Şafii’yim demekle Hanefi veya Şafii olmuş olmaz.[5] Yani yaşadığı beldede fetva sorup dinini öğreneceği ulemenın ve ammenin tabi olduğu mezhebe tabi olur demektir. Yoksa önüne kim çıkarsa Hanefi, Şafii, Maliki tefrik etmeden ona fetva sorar ve öylece amel eder demek değildir.

        



[1] Reddülmuhtar  C.1  S.57  [2] Dürrülmuhtar  C.1  S.55-58  [3] Büyük İslâm İlmihali  S.38

[4] Hediyetülalâiye  S.304  [5] Reddülmuhtar  C.4  S.80

ANASAYFA