İMAM-I GAZALİ

  Asıl adı Ebu Hamid b. Muhammed  el – Gazzali’dir  1058 yılında Horasaan’ın Tus şehrinde doğdu. Zamanının en iyi hocalarından dersler aldı. 1091’de Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’nin müderrisliğini yaptı.

Felsefe üzerinde çalışmıştır. Fıkıhta Şafii, itikadda el- Eş’ari mezhebine mensub idi. 1111’de  Tus’da vefat etmiştir. Kendisine ulaşıncaya kadar kelam ilmi teşekkül etmiştir. Hem Eş’ari’ye imamlarının talebesi olarak yetişen, hemde Ehl-i Sünnet dışı kelam ekollerinin görüşlerini öğrenmiş olan İmam-ı Gazzali, özellikle “İmam” meselesini halletmekle ve sünni akideye yöneltilen hücumlara sebep veren, yetersiz bulduğu kelamcılara mühim eleştirilerini yönelten alimdir.            

O kelamcıların yetersizliğini şu üç noktada toplar.

1- Kelamcılar, islam inançlarını bid’at ehline karşı savunurlarken bazen, hasımlarının dayandığı unsurları delil olarak kullanmışlar, fakat sonunda onları kabul etmek zorunda kaldılar.

2- Kelamcılar hasımlarını tenkid ederlerken onların temel hatalarını belirtmek yerine, mantık çelişkilerini göstermeye çalışırlar. Halbuki İmam-ı Gazzali’ye göre  bu metodla avamı bile ikna etmek imkansızdır.

3- Ona göre kelamcılar, bu ilim maksadı dışında, ondan uzaklaşmışlardır. Çünkü, o kelamın herkese faydalı olmadığı  inancındadır.

            Gazzali şu iki grup insan dışında kalanların kelam ilmini tahsil etmelerini gereksiz görür.

          a) Kültürlü ve zeki olup imani konularda şüpheye düşmüş olanlardır.

          b) Başkalarının şüphelerini izale etmek isteyen imanı sağlam, dini ilimlere vakıf kişiler.

          Buna rağmen Gazzali, sıradan müşlümanların bu ilimle uğraşmaları sonucu itikadi tehlikeye düşebilecekleri gibi, kafir ve sapıklarında kelam metodları ile doğru yola gireceklerine inanmaktadır. Ancak taklit yoluyla hakikati kabul  etmiş olanlarla, zeki fakat bu zekaları yüzünden sapıklığa düşmüş kişiler için kelami deliller kullanılabilir.

          Kelam ilminin faydalı ve zararlı yönlerini gösteren İmam-ı Gazzali sonuç olarak ;

“ Allah’ın karşısına ancak selim ve şüphelerden arınmış bir kalp ile gelenlerin kurtulacağını, halbuki kelam ilminin, akli zaruretler dışında bir şey kabul etmeyen kimseleri inandıramayacağını belirtir.”

          Gazzali felsefe ilmi ile de  ilgilenmiiştir. Felsefenin en büyük eleştiricisi olmuştur. Ona göre filozoflar ilahiyat hususunda üçü küfre varan, 17 tanesi de islam dininde biat olan 20 esasta hata etmişlerdir. Gazali’nin onları eleştirdiği üç konu şunlardır.

   a)    Öldükten sonra yalnız ruhlarının yaşayacağı ve haşrın beden ile olmayacağı,

    b)    Allah’ın dünya ve kainatta teferruata ait bilgileri değil de yalnız külli konuların bildiği  şelindeki iddiası,

    c)     Alemin kadim olduğu iddiası.

            Akılla inancın karşı karşıya geldiği bu çatışmalar sonucu Gazali tasavvufu tek çıkar yol olarak görüyor. Gazzali’ye göre ahlak, hedefi tasavvuf veya birliğe ulaşmak olan bir hazırlıktır. O’na göre insanlarda, biri dünyaya çevrilmiş, “dış göz” , öteki manevi işlere yöneltilmiş “iç göz” olmak üzere iki göz, iki akıl vardır. O, böylece felsefe ve müsbet ilimlerin tesis ettiği akıldan ayrı olarak ikinci bir merci daha kabul ediyor. Yalnız Gazzali, suffilerin dini tecrübe ve metodlarını benimsemekle beraber, bütün fikirlerine katılmıyor.özellikle vecd içinde aldanarak yanlış hükümlere ulaşanları tenkid ediyor ve Allah’la birleştiğini, Allah’a ulaştığını iddia eden suffilerin hata içinde olduklarını belirtiyor. Nitekim cezbe ile kendilerini her türlü emrin üstüne yükselmiş, şeri yasaklardan bağışlanmış gören suffilere şiddetle karşı çıkıyor.

          Dönemimin  pek çok ilmi ile ilgili eserler yazıp fikir beyan eden Gazzali, bu fikirleri ile Ehl-i Sünnet düşünce ve itikadlarını her türlü sapık düşünceye karşı savunmuştur.

          Gazzali’nin felsefe ile temasından sonra, felsefeyi kelam ilmine dahil etmiştir. Böylece kelam ilmi, tarih içindeki gelişmesini felsefeyi de içine alarak sürdürmüştür.