|
EL VASIYYEH İmam-ı Azam Ebu Hafenife Hazretlerinin Vasiyeti
|
|
İman;
lisan ile ikrar, kalb ile tasdiktir. Sadece ikrar iman olmaz. Çünkü
sadece ikrar iman olsaydı, bütün münafıkların mü’min olmaları
gerekirdi. Keza sadece tasdik de iman olmaz. Eğer sadece tasdik iman
olsaydı, bütün kitap ehlinin mü’min olması gerekirdi. Halbuki
Allah; “Allah şahitlik eder ki, münafıklar yalancıdırlar.(1) ve
“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler Peygamberi oğullarmı tanır
gibi tanırlar.”(2) buyurmaktadır. İman
artmaz ve eksilmez. Çünkü, imanın artması ancak küfrün azalmasıyla;
eksilmesi de küfrün artmasıyla tasavvur olunabilir. Bir şahsın aynı
durumda mü’min ve kafir olması nasıl mümkün olur? Mü’min gerçekten
iman eden, kafir de gerçekten inkar eden kimsedir. İmanda şüphe
olmaz. Zira Yüce Allah “Onlar gerçekten müminlerdir"(3) ve
“Onlar gerçekten kafirlerdir."(4) buyurmaktadır. Hz.
Muhammed’in ümmetinden asi olan kimselerin hepsi gerçekten mü’min
olup, kafir değillerdir. Amel
imandan ayrı, iman da amelden ayrı şeylerdir. Mü’minin bir çok
zaman bazı amellerden muaf tutulması bunun delilidir. Bu muaflık
halinde mü’minden imanın gittiği söylenemez. Adet gören bir kadın,
namazdan muaftır. Fakat, ondan imanın kaldırıldığını, yahut imanın
terkedilmesinin emredildiğini söylemek caiz değildir. Şari' o
kimseye “Orucu terket, sonra da kaza et,” demiştir. Fakat “İmanı
bırak, sonra kaza et,” denilmesi caiz değildir. Fakirin zekat
vermesi gerekmez, demek caizdir. Fakat fakirin iman etmesi gerekmez
demek caiz değildir. Hayrın
ve şerrin takdiri Allah’tandır. Eğer bir kimse hayır ve şerrin
takdirinin Allah’tan başkasından olduğunu söylerse, o kimse
Allah’ı inkar ve tevhid inancını iptal etmiş olur. Ameller;
fariza, fazilet ve masiyet olmak üzere üç kısma ayrılır.
Farizalar, Allah’ın emri, dilemesi, muhabbeti, rızası, kazası,
kudreti, ilmi, muvaffak kılması, yaratması ve Levh-i Mahfüz’da
yazması iledir. Fazilet (farz olmayan ameller) Allah’ın emri
netieesi olan amel değildir. Eğer öyle olsaydı, fariza olurdu. Fakat
fazilet olan ameller Allah’ın dilemesi, muhabbeti, rızası, kaderi,
kazası, hükmü, ilmi, muvaffak
kılması, yaratması ve Levh-i Mahfuz’da yazması neticesidir.
Ma’siyet olan amel Allah’ın emri neticesi değildir, fakat Allah’ın
muhabbeti, rızası ve muvaffak kılması olmaksızın; dilemesi, kazası,
takdiri, hızlanı (yardıma ihtiyaç duyulduğu anda yardımı kesmek),
ilmi ve Levh-i Mahfuz’da yazması iledir. Allah’ın
ihtiyacı olmaksızın Arş üzerine istiva ve istikran vardır. Muhtac
olmaksızın arşı ve başkalarını muhafaza eder. Eğer Allah’ın
ihtiyacı olsaydı, mahluklar gibi alemi icad ve tedbire kadir olamazdı.
Oturmak ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş’ın yaratılmasından
önce Allah’ın nerede olduğu sorusu ortaya çıkardı. Yüce Allah
bundan münezzehtir. Kur’an,
Allah-u Taala’nın mahluk olmayan kelamı, vahyi, tenzili, ilahi zatının
aynı olmayan, zatından da ayrı düşünülemeyen kelam sıfatıdır.
O, mushaflarda yazılı dille okunur, kalplerde yer tutmaksızın
muhafaza edilir. Mürekkep, kağıt ve yazıların hepsi mahluktur. Zira
bunlar kulların fiilleri sonucudur. Fakat Allah’ın kelamı mahluk değildir.
Yazılar, harfler, kelimeler, işaretler kulların anlama ihtlyacından
dolayı manaya delalet eden şeylerdir. Allah’ın kelamı zatıyla
kaim olup, manası bu delalet edici şeylerle anlaşılır. Allah’ın
kelamının mahluk olduğunu söyleyen kimse kafir olur. Allah-u Taala
daima kendisine ibadet edilendir. Kelamı ise kendisinden ayrılmaksızın
okunan, yazılan ve hıfzolunandır. Peygamberimiz
Hz. Muhammed’den sonra bu ümmetin en faziletlisi Ebu Bekr es-Sıddik,
sonra Omer, sonra Osman, sonra da Ali’dir (Allah hepsinden razı
olsun). “Ilk önce iman edenler, herkesi geçenlerdir. Allah’a yakın
olanlar onlardır. Onlar Naim cennetlerindedir. (5) ayeti bu hususu
ifade eder. Önceliği olan herkes daha faziletlldir. Onları her mü’min
ve müttaki sever, buğzedenler münafık ve kötü kimselerdir. Kullar
amelleri, ikrarları ve marifetlerl ile mahlukturlar. Fail mahluk olunca
onun fiillerinin evleviyetle mahluk olması gerekir. Allah-u
Taala mahlükatı aciz ve zayıf oldukları halde güçleri olmaksızın
yaratmıştır. Onların yaratıcı ve rızıklandırıcısı “Sizi
yaratan, sonra besleyen, sonra sizi öldüren, sonra dirilten Allah’tır.”(6)
ayetıne göre Allah-u Taala’dır. Helal kazanç ve helalinden mal
biriktirmek helaldir. Haramdan mal biriktirmek ise haramdır.
İnsanlar üç kısma ayrılır: İmanında samimi olan mü’min, küfründe
direnen lnkarcı kafir ve nifakında sebat eden iki yüzlü münafık.
Allah-u Taala mü’mine ameli, kafire imanı, münafığa da ihlası
farz kalmıştır. “Ey insanlar; Rabbinizdeıı korkun”(7) ayetinde
mü’minler, Allah’a itaat edin”, “Ey kafirler; Allah’a iman
edin”, münafıklar; ihlaslı ve samimi olun,” manası vardır. İstitaat
(kulun fiili için gerekli güç) fiilden önce de sonra da değil,
ancak fiille beraberdir. Eğer istitaat fiilden önce olsaydı, kul
ihtiyacı anında Allah’tan müstağni olurdu. Bu ise “Müstağni"
olan Allah’tır. Sizler ise muhtaçsınız."(8) ayetine
muhalif olurdu. İstitaatin fiilden sonra olması, fiilin takat ve
istitaatsız meydana gelmesini gerektireceği için muhaldir. Mestler
üzerine meshetmek varid olan hadise göre caiz olup; mukim için bir gün
bir gece, yolcu için üç gün üç gecedir. Hadis, mütevatire yakın
olduğu için inkar edenin küfründen korkulur. Seferde namazları kısaltmak
ve oruç tutmamak ruhsattır. ‘Sefere çıktığımız zaman namazı kısaltmanızda
beis yoktur.”(9) ve ‘içinizden kim hasta olur veya seferde
bulunursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç
tutar.”(10) ayetleri bu hususu ifade etmektedir. Allahu
Taala “Kalem”e yazmasını emretmiş, Kalem de “Ne yazayım ya
Rabbi” demiştir. Allah-u Taala da ona “Kıyamete kadar olacak şeyleri
yaz,” buyurmuştur.(11) “Onların işledikleri her şey defterlerde
kayıthdır. Küçük, büyük her şey yazılıdır."(12) ayetı
bunu belirtmektıedir. Şüphesiz
kabir azabı vardır. Münker ve Nekir suali haktır. Bu konuda hadisler
varid olmuştur. Cennet ve Cehennern haktır. Ve ehli için yaratılmıştır.
Allah mü’minler için Cenneti “Müttakiler için hazırlanmıştır.”(13)
kafirler için de Cehennemi “Kafirler için hazırlanmıştır."(14)
ayetlerınde yarattığını belirtmiştir. Allah Cennet ve Cehennem’i
sevap ve ceza için yaratmıştır. Mizan haktır. “Kıyamet günü
adalet terazilerini kuracağız. Hiç bir kimse, hiç bir şeyde haksızlığa
uğramayacaktır."(15) ayeti bunu ifade eder. Insanın kitabını
(amel defterini) okuması haktır. “Kitabını oku! Bu gün senin
nefsln kendi hesabını görmek için kafidir.”(16) ayetı bunun
de]ilidir. Allah
bu nefisleri ölümden sonra da ellibin sene miktarınca tutan günde;
ceza. sevap ve hakların edası için diriltir. “Şüphesiz, Allah
kabirlerde bulunanları diriltecektir."(17) ayeti bu hususu
belirtir. Cennet ehlinin Allah-u Taala’ya keyfiyet, teşbih ve cihet
olmadan mülaki olmaları haktır. Peygamberimiz’in (Allah salat ve
selam eylesin) şefaati büyük günah işlese de Cennet ehli olan her mü’min
için haktır. Hz. Aişe, Hz. Hatice’den sonra kadınların en Cennet
ehli Cennet’te, Cehennem ehli de Cehennem’de ebedi kalacaklardır.
Allah-u Taala mü’minler için “Onlar Cennetliklerdir, orada ebedi
kalacaklardır."(18) kafırler için de “Onlar
Cehennemliklerdir, orada ebedi kalacaklardır.”(19) buyurmaktadır. 1.
el-Münafikun, 1. |